<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112</id><updated>2011-08-15T18:05:10.788+03:00</updated><category term='ufaklık'/><category term='hesaplaşma'/><category term='iki çocuklu hayat'/><category term='kardeş geldi böyle oldu'/><category term='gıcık eden şeyler'/><category term='gezelim görelim'/><category term='melankolik'/><category term='günler nasıl geçti bu aralar'/><category term='bakıcı terörü'/><category term='ondan bundan'/><category term='anne olunca anlarsın'/><category term='başıma ne geldi'/><category term='ikinci'/><category term='iç daralması'/><title type='text'>jasmin green tea</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>55</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-7003586497972369812</id><published>2010-09-29T22:45:00.005+03:00</published><updated>2010-09-30T11:10:31.644+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iki çocuklu hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ikinci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kardeş geldi böyle oldu'/><title type='text'>napiyim ben iki çocukluyum</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/TKRFEkkf3JI/AAAAAAAAAHA/Fd5lnaItTT0/s1600/new.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522614987901623442" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/TKRFEkkf3JI/AAAAAAAAAHA/Fd5lnaItTT0/s320/new.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;6 ayda bir yazıyorum o yüzden de anlatacak çok fazla şey oluyor. ama bu aralar her şeye cevabım "napiyim ben iki çocukluyum".&lt;br /&gt;Kızım 7 aylık oldu. Nasıl hareketli, nasıl boyundan büyük şeyler yapmaya bayılan bir tip anlatamam. Yürümek istiyor küçük hanım daha emekleyemiyoruz bile, sürünme fena değil. “gee gee gee” (muhtemelen gel gel), eggge eggge egggge (abisine “efe” demeye çalışıyor), ve de baabbbbaaa diyor (görüldüğü gibi bir anne demiyor). Bir de acayip tatlı cilveli sevimli gülmeler, cıvıltılar, istediğini pek güzel yaptırmalar. Uyandığında bizim yatağa gelip babasını yüzünü avuçlayarak uyandırmalar. İki de diş çıkarıverdi, daha 5 aylıkken arka arkaya. Üçüncü de yolda.&lt;br /&gt;Katı gıdalara başladık ama bu dişler kızımı perişan etti. Ne uyku bıraktı ne iştah. Anne sütünü cok cok içiyor ama kabaklı çorbaya pek iltifat eden yok. Yoğurt desen, surat ekşite ekşite lütfen iki kaşık, sonra ı-ıh. Velhasıl çocukların damak tatlarının ha bire değişmesine güveniyorum, yani umuyorum ki değişir de bir şeyler sever, yoksa hep sütle nereye kadar? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Abinin durumlarda çok büyük aşamalar kaydettik. Kendi kaydetti aslında, ben her zamanki gibi o büyürken, gelişirken seyrettim, bazen etkilemeye çalıştım ama başaramadım, yolunu kendi buldu. Kardeşi ona türlü sevimlilikler yapmaya başlayınca, belki bizim de "hayatın normali artık bu" mesajını tutarlı bir şekilde vermemiz nedeniyle artık hırçınlıklar çok büyük ölçüde azaldı. Arada sırada ilgi dağılımında adaletsizlik oluyor tabii, zaten adil olamadı pek denizkızı geldiğinden beri. O zamanlar dikkatimizi çekmek için yaramazlıklar yapıyor, ama çoğu zaman ondan beklemediğim kadar tahammüllü. Mesela babası akşam geç geliyor ben de işten döndüğümde kızı yıkayıp uyutmak zorunda kalıyorum, zira bütün gün beni beklemiş oluyor, bu bazen 15-20 dakikada bitiyor, bazen de bir saat sürüyor. Bakıcı çıkmış oluyor bu sırada tabii. o yüzen oğluşum da kendi kendine odasında vakit geçiriyor. ilk zamanlar o yalnız bırakıldı diye ortalığı yıkardı türlü huysuzluklarla. yavaştan 5 yaşa doğru gidiyoruz, bu onun güzelliği mi acaba?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada ben de işe başladım, her güzel şeyin bir sonu var tabii.. Ama biraz ücretsiz izin aldım, haftada 3 gün çalışıyorum. Perşembe Cuma evdeyim, kızımla oynaşıp duruyoruz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://cemuyurken.blogspot.com/"&gt;Yasemin'in&lt;/a&gt; bebeğine çok sevindim. İnsan minik bebeği çok özlüyor. 3. çocuğu kesinlikle yapamam ama oğlanın da kızın da yenidoğan hallerini öyle özlüyorum ki... Bu günler zor, ama çok da güzel. Karışık işte. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-7003586497972369812?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/7003586497972369812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=7003586497972369812' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7003586497972369812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7003586497972369812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2010/09/napiyim-ben-iki-cocukluyum.html' title='napiyim ben iki çocukluyum'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/TKRFEkkf3JI/AAAAAAAAAHA/Fd5lnaItTT0/s72-c/new.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-7242025794172360096</id><published>2010-06-10T13:17:00.002+03:00</published><updated>2010-06-10T13:32:26.694+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iki çocuklu hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ikinci'/><title type='text'>çocuktan evvel ne yapardık 24 saatle?</title><content type='html'>Bazen kendimi dünyanın en şanslı insanı gibi hissediyorum. İkisine birden baktıkça, geceleri biri beşiğinde diğer ranzanın üstünde derin ve masum uyurken üstlerini örtüp birer öpücük çaldığımda, kalbim sıkışıyor sevinçten. Bazen de kendimi öylesine çaresiz ve bitmiş hissediyorum. Mesela baba şehir dışındayken biz üçümüz evde yalnızken sabaha karşı saat dörtte ikisinin de aynı anda uyanacağı tutuyor. Biri içeriden “anneee, korktuuum, geeel” diye inliyor diğerinin süt saati gelmiş bekleyemez. Bu tablo ufaklıklardan biri veya ikisi hasta olduğunda daha trajik oluyor tabii, bu hafif versiyonu. Veya bir Pazar günü, gün şöyle ilerliyor: sabahın köründe seri bir şekilde kalk, kahvaltı kur-topla, besle-uyut, ortalık topla, uyandı, veletleri gezdir oynat, öğle yemeği hazırla, softa kur, kaldır, uyut, uyumadı, gezdir, bir daha uyut, büyük muhakkak bir olay çıkarsın onun sinir bozukluğuyla uğraş, gazetelerin başlıklarına ayakta bak, evde tamir edilmesi gereken şeyleri yetmişinci kere kocaya hatırlat ve bunun akabinde hırlaş, her iki taraf da haklı olduğu için hırlaşma büyütülmesin kendi kendine sus otur, sonra bir bakmışsın aa saat 5:30 olmuş akşama yemeğe bir şey yok, herkesin sebze yemesi lazım, ama benim bacaklarım sızladı kanepeye yatıp gazete okumak istiyorum, aman ya bugün de dışarıdan söyleyelim, kızı yıka yatır, yemek faslı sonra oğlanı yıka yatır, kanepeye otur ve sız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak bu kadar okullar okudun, iş güç sahibisin, dışarından bakan da seni bir adam sanır hala bir mikrodalga fırının, buzlukta her daim hazır köftelerin, soyulmuş doğranmış soğanların, ayıklanmış bekleyen sebzelerin yok. “Organization For Dummies” okumalısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ikinci çocuğun kolay gelmesinin sebeplerinden biri de büyüdüklerinde bunların biteceğini (yerine yenilerinin başlayacağını) bilmek. Fiziksel yorgunluğa dayanabiliyorum da eşimle beraber yaptığımız hiçbir şeyi yapamıyoruz artık ona bir çare bulamıyorum. Sinema, konser gibi aktivitelerimiz zaten birinci de bitmişti, arada cumartesileri gündüz oğlanı bakıcısına bırakıp motora binerdik veya birlikte bir yerlere giderdik, artık o da yok. Ah ne babaanne ne de anneanne bu şehirde yaşıyor, yoksa birini birine diğerini ötekine satıp şöyle motora binip sırf gitmek için gidesim var. Geçenlerde konuşuyorduk, bana hatırlaması bile tatil gibi geldi, çocuklardan önce neler yapıyorduk biz KOSKOCA 2 GÜNLÜK hafta sonuyla? Hafta içi akşamlarını zaten saymıyorum. Keşke daha çok şey yapsaymışız, keşke Paris’e evlendiğimiz ilk sene gitseymişiz, keşke ben motor ehliyetini daha önce alsaymışım, keşke festivalde daha çok film görseymişiz. Oğlan iki yaşından küçüktü galiba hatırlamıyorum, Morrisey gelmişti, bırakıp da gidemem diye biletler nerede kaçaymış ona bile bakmamıştım. Keşke bakıcısını çağırıp o konsere de gitseymişiz… Ne olacakmış yani bir gece de öyle uyusaymış. Aman zaten artık gözüm konser, film, kitap mitap görmüyor, hayatımı görev ifasına çevirdiğimden beri hiçbir şeyden zevk almaz oldum. Her faaliyet benim için “nasıl organize olunacak ve olası sonuçlarıyla baş edilecek” konusundan ibaret, enerjim yok. Yapmasan ölmem ya mantığıyla 34. yaşımı da böyle geçiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat hep bu kadar kasvetli değil aslında. Hazır ben doğum iznindeyken yazı yazlıkta anneanneyle geçirmeye karar verdik. Oğlan yaz okulu havuzlarına gireceğine mis gibi denizde oynasın bizim çocukluğumuzdaki o uzun sorumsuz şahane yaz tatilleri gibi. Okul kapanınca evde ikisiyle birden deli çıkmaktan korkmam da ikinci sebep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da kızımdan haberler. Acayip sesler çıkarıyor, konuşmaya pek hevesli, gülücükler atıyor, kucakta gezdirilirken arkaya bakmaya tahammülü yok, mutlaka öne doğru bakacak, oturmaya çalışıyor, dönmesine az kaldı, çalışmalara devam. Hala bizim odada beşiğinde yatıyor, abisiyle aynı odada yatacaklar ama ne zaman oraya geçirebilirim bilmiyorum. Hangisi hangisini uyandırır, kaş yapayım derken göz mü çıkartacağım, ama bu ufaklık da hep bizim yanımızda mı yatacak, nasıl alışacak kendi başına uyumaya, vs gibi sorularım var…Öte yandan bebekken doyasıya kucağımda tutayım, yanımda yatsın, kucakta taşıyayım istiyorum. Şipşak büyüyorlar işte.  Belki yaz sonu, bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız uyanmak üzere. Gideyim ben. Görev beni bekler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-7242025794172360096?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/7242025794172360096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=7242025794172360096' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7242025794172360096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7242025794172360096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2010/06/cocuktan-evvel-ne-yapardk-24-saatle.html' title='çocuktan evvel ne yapardık 24 saatle?'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-88804955463334398</id><published>2010-04-02T10:50:00.002+03:00</published><updated>2010-04-02T10:53:24.743+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne olunca anlarsın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kardeş geldi böyle oldu'/><title type='text'>beş dakka mola</title><content type='html'>Birinci ayı devirdik Allahın izniyle. Önce yolunda gidenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız gayet güzel kilo aldı ve boy attı. Süt performansı yerinde. İlk günlerde süt meselesi beni pek ağlatmıştı acıdan, şimdi tuhaf kaçacak ama azlığından değil fazlalıktan. Arz talep dengesizliği nedeniyle hastane pompası kiralamak zorunda kaldım. İkincilerde böyle olurmuş. Neyse şimdi oturdu, ya ben kızın istediği kadar süt üretiyorum ya da o üretileni tüketebiliyor, pompa geri gitti. Zaten emmeyi bilerek doğdu velet, tam bir profesyoneldi, hiç bocalamadı. İleride anlatılacaktır kendisine (ne yapacaksa, annem de amma manyak oluyo bazen ya diye bakar öyle suratıma herhalde). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar geldi. Bol bol geziyoruz kızımla, Belgrad Ormanı, Hıdiv Kasrı, Boğaz, Yıldız Parkı gitmediği yer kalmadı. Şimdi de 28. gününde yakalandığı nezlesini atsın diye balkonda oturuyoruz. Abinin burun bütün kış musluk gibi aktığı için kıza sıra gelmesi an meselesiydi. Kırkı çıkmadan kaptık ilk hastalığı. Serum fizyolojik, aspiratör ve bol serin hava. Ve de bol anne sütü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim saç baş yolduran konulara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin büyüğü daha iyi. Ancak durum hala zor. İnatlaşma ve hıçınlık biraz yumuşamaya başladı, yemek saatlerinde ise artık hiç mi hiç ne yediğiyle ilgilenmiyoruz ve de bu şekilde yiyor işin komik tarafı. Ama bana karşı çok zalim (o da benim için böyle düşünüyor galiba), bakıcısını benden çok sevdiği düşüncesi beni kahrediyor bu aralar. Bir iç ses “saçmalama sen annesisin, o nasıl senin için bir taneyse sen de onun için bir tanesin” diyor, diğer iç ses “Ee çocukla bakıcı mı daha iyi oynuyor sen mi? Kim ilgileniyorsa onunla ilişkisi daha iyi işte” diyor. Çalışan annelerin hep söylediği “Annelik = suçluluk duygusu” lafını ben ilk defa idrak ettim bu yıl. Bugüne kadar hiç suçluluk duymamıştım şu an ikisi için de suçluluk hissediyorum. Bu yetersizlik ve suçluluk duygusundan daha lohusa depresyonuna sıra gelmedi ama gözyaşı kanalları da aynen süt kanalları gibi bu aralar. Daima dolu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlan emzirmeme tahammül edemiyor. Geçen gün bunu açıkça söyledi. Ona emzirmenin neden zorunlu olduğunu anlatmaya çalıştım ama hislerinin değiştiğini zannetmiyorum. Anne sütünün tadına daha ilk hafta kaşıkla bakmış ve nefret etmişti ama o emzirme faaliyetinden ve bebekle bu kadar vakit geçirmemden hoşlanmıyor. Konuyla ilgili olarak pek sevdiğimiz çocuk doktorumuz “küçük zaten ona baka baka büyüyecek siz bunu boşverin büyükle ilgilenin” dedi. Okuldaki pedagog “Artık hayatınızın hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını, öyle bir beklentiye girmemesini ama onu eskisinden farklı sevmediğinizi ona anlatın, hiçbir şeyi bildiğini varsaymayın onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin ve gösterin. Bebek küçük olduğu için anneye çok ihtiyacı olduğunu, bu durumun hep böyle sürmeyeceğini ve onun babaya verilmesi bebeğinde anneyi alması gibi bir durum olmadığını izah edin.” dedi. Babası da “Daha ne yapacaksın?” dedi (kısa bir cümle belki ama beni pek rahatlattı). Elimden geleni yapıyorum, yapmaya çalışıyorum yine de büyükle ilişkimizin eskisi gibi olmadığını söylemeliyim. Bazen elimden bir şey de gelmiyor. Tam beraber bir şey yapalım diye oturuyoruz, ufaklık uyanıp ağlıyor. Hiçbir şey olmazsa şekerim düşüyor. Bir tarafta acıkmış ve ağlayan bir bebek, diğer tarafta daha karmaşık ihtiyaçları olan ve bunları daha karmaşık yollardan ifade eden diğeri, gündelik hayatın devam eden ritmi, idare edilecek bir ev, idare edilecek evde yaşayan misafirler ve idare edilecek bir adet şeker hastalığı! Bazen bütün ziller aynı anda çalmaya başlıyor ve ben bir saniye mola istiyorum. Akşam saatlerinde çok organize ve seri olmam gerekiyor, büyükle beraber akşam yemeği, iki veletin arka arkaya banyo ve yatma merasimleri sonunda bir bakıyorum pestilim çıkmış. Eve yardım edecek insanlar var, ediyorlar da, ama büyüğü tamamen onlara bırakmak istemiyorum.  Herhalde bu işler yoluna girecek, ben daha sakin daha organize olmayı oturtacağım. Herhalde yeniden eskisi gibi olacağız oğlumla. Tünelin ucunda ışık olmalı… Var desin biri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-88804955463334398?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/88804955463334398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=88804955463334398' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/88804955463334398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/88804955463334398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2010/04/bes-dakka-mola.html' title='beş dakka mola'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-8556525595760322529</id><published>2010-03-18T10:56:00.000+02:00</published><updated>2010-03-18T10:57:46.289+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kardeş geldi böyle oldu'/><title type='text'>erik çiçeği ve hırçın prens</title><content type='html'>Minik kızım erik ağaçlarının çiçekleri açarken 2 Mart’ta doğdu. Erik çiçeklerinden daha güzel, pembe beyaz, minicik, mis kokulu. Bu aralar hep uyuyor, annesinin sütü ve kucağı dışında pek bir şey istemiyor. Dışarıda gezmeyi ve banyoyu seviyor, yalnız sırt üstü küvette yatarken annesinin elini tutması lazım, yoksa ağlıyor. Gözleri yeşil olacak galiba, irisleri desenli. Pembe yakışıyor ne yalan söyleyeyim, bir de beyaz. Geceleri annesini pek üzmüyor şimdilik, abisi gibi saat başı uyanmıyor. 2-3 saatte bir. Gaz da henüz başlamadı, 4-5 gün sonra bekliyoruz, tek istediği karnını doyurduktan sonra kucakta kalmak. Kucakta saatlerce uyuyabilir, yatağa koyar koymaz başlıyor mıkırdamaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin abisi ile başımız dertte. Doğumdan önce sanki her şeye hazırmış gibi bir hali vardı, kardeşini ilk gördüğünde yüzünde beliren o hayranlık ve sevgi dolu ifadeyi gördüğümde ağlayacaktım neredeyse. Aslında kardeşine zarar vermeye çalışmıyor, henüz fiziksel bir şey görmedik en azından, ne yaparsa bana, babasına ve diğer ev halkına (anneanne-dede). 2,5 yaşından beri bu kadar hırçın bir dönemi olmamıştı hatta o zaman bile bundan iyiydi. Aslında sorun benim onunla hamileliğin son bir ayı ve doğumdan sonraki ilk hafta süresince pek ilgilenemememden kaynaklanıyor. Ne ranzasına çıkıp kitap okuyabildik, ne birlikte yerde oyun oynayabildik, kucağıma uzun zamandır alamıyorum, banyosunu eğilmemem için babası yaptırıyor ve daha bir sürü birlikte yaptığımız şeye ara vermek zorunda kaldık. O da annesinin onu artık sevmediğine, bebeği sevdiğine inandığını ve buna dayanamadığını ifade etmenin başka bir yolunu bilmiyor işte. Geçen hafta uzun zamandır ilk defa onu servisten ben almak istedim, çünkü her gün dedesine bir aksilik yapıyor eve ağlaya ağlaya giriyor, sonra sakinleşmek (hep beraber) çok zor oluyordu. Benim almama önce sevindi ama dedesine yaptığı huysuzlukları bana da yaptı, ne yaptıysam olmadı, sonuç eve girdiğinde yerde tepinerek ağlayan bir velet. Bütün ev halkı da başında herkes kendince onu avutmaya çalışıyor her kafadan bir ses çıkıyor, ama ağlama-tepinme şovu gittikçe doz artırıyor. Herkesi uzaklaştırdım, odasına gittik, yatağa yattı çıkarmamak için inat ettiği montuyla (çıkarma terleyince çıkarırsın), sonra sarıldık ve 15- 20 dakika beraber ağladık. Ağlayası varmış. İyi geldi. Kimse onu sakinleştirmeye, başka şeylerle avutmaya çalışmayınca kendi kendine sakinleşti. Konuştuk sakinleşince. Ve o zaman anladı kaz kafa annesi onun için bu yeni durumun büyük haksızlık olduğunu, annesinin artık onu değil de başkasını sevdiği düşüncesine dayanamadığını. Neden ondan bu kadar büyük bir olgunluk bekledik ki, büyümüş de küçülmüş bir cüce gibi konuşuyor ve her şeyi anlıyor diye bu kadar büyük bir duygusal sarsıntıyla bizden iyi baş etmesini nasıl bekleyebildik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken lohusalık denen ve vücudumun her yerinin ayrı bir acıyla kıvrandığı o ilk hafta geçtikten sonra olabilecek her fırsatta ona vakit ayırmaya başladım yeniden. Akşamları daha çok ben yatırmaya başladım, kitap okuyoruz, servisten bazen ben alıyorum, ben bindiriyorum. Hala eskisi gibi değil ona ayırabildiğim vakit, ama daha iyi. O da daha iyi. Beraber öğreniyoruz işte, ne kadar kitap okursan oku ne kadar tavsiye dinlersen dinle, yaşamadan anlayamıyorsun. Bu iki haftada öğrendiğim en önemli şey, çocuğu duygusal olarak rahatsız eden bir şey varsa, onu o konudan uzaklaştırmak, başka şeylerle avutmak, şımartmak hiçbir şeye iyi gelmiyor-yetişkinlerde farklı mı sanki? Bilakis konunun üzerine gitmek ve onu üzen bir şey varsa da üzüntüsünü yaşamasına izin vermek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekle uğraşmak ne ki? Gel de 4 yaşında bir ufaklığın kardeş bunalımı ile baş et.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-8556525595760322529?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/8556525595760322529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=8556525595760322529' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8556525595760322529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8556525595760322529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2010/03/erik-cicegi-ve-hrcn-prens.html' title='erik çiçeği ve hırçın prens'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-6739957917102740382</id><published>2010-02-24T16:24:00.002+02:00</published><updated>2010-02-24T16:32:14.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ondan bundan'/><title type='text'>4 yaş- namı diğer trouble two's</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Doğuma altı gün kaldı. “Üniversite sınavı gibi, bir tuhaf” dedi geçenlerde oğlanın okuldan bir arkadaşının annesi sezaryen doğum için. Öyle gerçekten de, doğa dışı bir durum. Ne yapalım mecburiyetten. İlk doğumda sezaryen olmam gerektiğini doktor doğuma bir hafta kala söylemişti. “Erken söyleyince annede gerginlik yapıyor” demişti, beni çözmüş en azından, diğer anneleri bilemem. Normal doğuma takmıştım kafayı. Pek bir üzülmüştüm. Hala atamamışım üzerimden sezaryen nedeniyle eksiklenmeyi, sorduklarında “ama ben mecburen....” falan diye gerekli gereksiz açıklamaya çalışıyorum. Kime neyse. Velhasıl kimseye de tavsiye etmem, matah bir şey değil bu sezaryen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlanla aramız pek iyi değil bu aralar, daha doğrusu bağrış çığırışsız günümüz geçmiyor. 4. yaşta da 2 yaş benzeri bir ruh hali geliyor anladığım kadarıyla. Benim ruh halim de pek sabit değil. Hemen sinirleniveriyorum ki çocuk sahibi insanın artık 4. senesinde sinirlenmemeyi, en azından kendini frenlemeyi öğrenmiş olması gerekir. “Text book approach”a hâkimiz Allaha şükür de, ben dengeli bir şekilde bu kuralları uygulayamıyorum. Velet efendi de hiç az değil. Gözlerinin içinden okunuyor beni sinirlendirmekten zevk aldığı. Mesela hiç iştah, yemek yeme sorunu olmamışken bunca zaman (o korkunç bebek çorbalarını hapır hupur yerdi) bu sene sofrada davranış sorunları baş gösterdi. Derdi yemek yemekle değil aslında sofrada doğru durmakla. Okulda nasıl iyi yiyor inanamıyoruz, öğretmenlerin söylediğine göre yemeği bir an önce bitirip derdi etraftakilere bulaşmakmış. Lahana, karnıbahar, ıspanak hepsi bitiyor. Bazılarından iki tabak yiyor ki evde herhalde sadece makarnanın ikincisini istemiştir, o da kırk yılda bir. Temel problemimiz kurallara meydan okuma. Nasıl oldu ne yaptık da böyle oldu bilmiyorum, biri bir telden diğeri başka telden çalan veya ilgisiz ebeveynler değiliz, epeyce de kural var evimizde. Kötü davranışı ödüllendiren iyisini de görmezden gelen bir halimiz yok (kitaptan teyit edildi). Çoğu zaman sınırlarımı test ediyor daha ne kadar ileriye gidebileceğini görmek için. Sakin kalmayı başardığım zamanlar da oluyor kendimi tebrik ediyorum o zamanlarda, ama 4 yaşında bir velede bas bas bağırdığım da çok oluyor maalesef.  Herhalde (umuyorum) 3 yaşında doğru kendiliğinden geçen 2 yaş halleri gibi bu da bir süre sonra geçecek, biraz o biraz ben törpüleneceğiz. Ya da bir profesyonele görüneceğiz en sonunda (sanırım önce ben gitsem daha iyi olacak).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel demişken ilk pedagog tecrübemiz tam bir felaketti. O zamanki doktoruna sorup tavsiye ettiği birine gitmiştik. Nasıl steril bir tipti anlatamam. Oğlan 2 yaşındaydı. Üst üste bakıcı değiştirdiğimiz bir dönemdi, ben ondan daha fazla etkilenmiştim (yine söylüyorum bazen anne-babanın profesyonele gitmesine daha çok ihtiyaç olabiliyor). Pedagog hanım çocuğun yanında pat diye ondan 3. tekil şahıs şeklinde bahsederek ve onu hiç konuya dahil etmeyerek hatta odada yok sayıp bir eşya gibi dandik bir oyun masasına oturtup mevzuya girmişti. Bana oldukça yapay gelmişti bu durum, hatta ortamda ondan bahsedildiği çok açık olan her şeyin farkında bir çocuğu dışlayarak bu konuyu görüşmek beni rahatsız etmişti ama bir bildiği var herhal diyerek ses etmemiştim. E bittabi bizim kuduruk 10-15 dakika sonra odadaki yavan ortamdan bunalıp pedagogun masasının üzerindeki kalemleri ve diğer ıvır zıvırı merak etti ve kurcalamaya hamle etti. Pedagog oldukça sakin ama aslında soğuk bir tavırla onu bloke etmeye çalıştı ama yer mi bizimki, yılmadı tabii ki. O sıkıcı minik odada hem konudan hem ortamdan çok sıkılmıştı bir kere. Birkaç hamleden sonra kadının masada duran yarım ve soğumuş kahvesini döküverdi. Hasar önemsizdi, bir iki boş kâğıt ıslandı bir de içinde sadece kırtasiye malzemesi olan bir çekmeceye ve döşemeye biraz kahve döküldü. Amanın sanki çocuk yüzyıllık bir el yazmasına asit borik döktü, o anda kilitlendik, bütün iş güç bırakıldı ortam temizlendi, odadan çıkıldı bir temizlik görevlisi araştırıldı, yaklaşık 15 dakika döşemeyi silecek bir görevli bulunmasına harcandı. Leke kalıyormuş döşemede (hastane döşemesi bu arada, nadide bir ipek halıdan bahsetmiyoruz). Ben zaten o anda koptum, bu obsesif pedagogdan ne hayır gelecek bırak yav diyerek konuyu kapadım, zaten işe yarar bir konuşma da olmamıştı. Ondan sonra bir daha teşebbüs etmedik pedagoglara falan. Eminim bu bizim tecrübemizdir çok daha iyileri vardır, bazen bir bilenden duymak istediğim çok şey oluyor ama güvenebileceğim birini bulmak da beni pek düşündürüyor. Aslında çocukları biraz kendi hallerine bırakmak gerektiğini düşünmüyor da değilim. Evet evet, en iyisi ben gideyim bir kafa doktoruna…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki veya daha fazla çocuğu olan herkesin söz birliği etmişçesine söylediği şey: “ikinciler kolay büyüyor”. İlkinden esaslı bir dayak yedikten sonra ikinci acıtmıyor herhalde. Yoksa çocuk dediğin kolay büyür mü? Atıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-6739957917102740382?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/6739957917102740382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=6739957917102740382' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6739957917102740382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6739957917102740382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2010/02/4-yas-nam-diger-trouble-twos.html' title='4 yaş- namı diğer trouble two&apos;s'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-8554611909647737278</id><published>2010-02-23T09:28:00.001+02:00</published><updated>2010-02-23T09:34:56.107+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ikinci'/><title type='text'>küçük deniz kızı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yaşımı aldıkça annemden ergenlikte duyduğum ve bana afakanlar bastıran lafları söyler hale geldiğimi fark ediyorum. Hayatta hiç büyük konuşmamak lazım (bu laf da onlardan biri). Oysa ergen vakitlerde mühim olan “büyük” konuşabilmekti. Büyük konuşamadıktan sonra konuşma daha iyiydi. Halbuki ne zaman büyük konuşsam hep sonradan yedim o lafları ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğin uzun bir döneminde, ne evlenirim ne de çocuk sahibi olurum derdim. Çocuklara karşı özel bir sevgim bile yoktu. Neye karşı vardı ki zaten, velhasıl duygusal olarak çalkantılı idi epey benim gençlik yılları. Gün oldu devran döndü, karşıma biri çıktı, dört sene çıkmamış gibi yaptım, en sonunda bir an geldi ki daha fazla direnemedik ikimiz de. Tanıştıktan beş sene sonra birbirimizi sevdiğimizi anladık, 7-8 ay sonra da evlendik (jetonlu telefonlar vardı eskiden hala var mı ki?). Olacağı varsa olsun diye girdim bu evlilik işine ama iyi ki girmişim herhalde uzun uzun düşünsem taşınsam vazgeçer ve yanlış karar verirdim. Çocuk sahibi olma isteği ise kendini gümbür gümbür hissettirdi. Yaklaşık dört sene önce oğlum doğdu. O doğduktan sonra da “ikinci çocuk mu, olacak iş değil, nasıl yetişirim, oğlum kadar sevip ilgilenebilir miyim, ilgilenemeyeceksem ne diye doğurayım, olacak iş değil, aman bi dursun..” deyip durdum. Ama bir gün geldi ki aynen oğlumu istediğim zamanki gibi içimde bir ses “bir bebek daha istiyorum, olmazsa sanki hayat bomboş kalacak” demeye başladı. Biz de sanki istemek bitirmenin yarısıymış gibi her bir şeyi boş verip (sağlık, vakitsizlik, bakabilir miyiz kaygısı) aldık ikinci çocuk kararını. İlki kadar kolay olmadı, şeker hastalığı ilk zamanlardaki gibi kolay zapturapt altına giremedi, bir sene geçti nihayetinde doktorumdan izin alabilmemiz için ve bu yaz bir minik kız yola çıktı. Şimdi doğumuna tam 1 hafta kala “ben nasıl iki çocuklu bir kadın olacağım?” gibi düşünceler aldı beni. Öte yandan büyük bir sabırsızlık da var bir an önce kucağıma alıp koklamak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkici çocuğun hamileliği ilkine benzemiyor(muş). Başından sonuna zordu, beni mahvetti. Kız çocuk sahibi olmak da oğlan çocuğu sahibi olmaktan daha zor olacak herhalde. Zaten ben öteden beri es kaza huyu suyu bana benzer diye kız yerine oğlan olsun isterdim. Kendime benzeyen bir kızla uğraşmak beni korkutuyor ne yalan söyleyeyim. Üstelik bir kız çocuğuna da iyi rol modeli olabilir miyim ondan da emin değilim. Mesela hiç düzenli tertipli bir tip değilimdir. Bir arkadaşımın dediği gibi kılık kıyafet, bakım işlerine “ihtiyaca binaen” (yani yumurta kapıya dayanınca) girerim ve hayatımı da hiç güzel organize edemem. Yani şimdi beni örnek alırsa ileride kesin beni suçlar bu kız. 4 yaşındaki abisinin küçük kıza nasıl alışacağını, ona yardımcı olup olamayacağımı da merak ediyorum. Bu da baş etmesi ve altından kalkması gereken bir durum olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek eşyaları da pek tatlı, unutmuşum. Şimdi biraz uyumaya gideceğim. Gelecek haftadan itibaren yeniden zombi günler beni bekliyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-8554611909647737278?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/8554611909647737278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=8554611909647737278' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8554611909647737278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8554611909647737278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2010/02/kucuk-deniz-kz.html' title='küçük deniz kızı'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-161050414858721941</id><published>2008-04-21T09:51:00.003+03:00</published><updated>2008-04-21T10:45:50.165+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iç daralması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakıcı terörü'/><title type='text'>anne işe gitme</title><content type='html'>Yine upuzuun bir zaman oldu yazmayalı. Neler oldu neler. Hayat bir kabus gibi bu aralar. Ne cıvıl cıvıl bahar gelen bahçeyi görüyor gözüm ne de başka bir şeyi. "Anne sen işe ditme, noluy" diyen ve sabahları üzerime şık bir şey giydiğimde hemen suratı asılıp bazen de ağlamaya başlayan oğlumun 6 ay içinde 3. bakıcı değişikliği. Ahlaksız beş para etmez insanlara emanet edip evden çıkıp gitmeye alışamadım ben hala. İçimde bir mengene var sıkıştırıyor da sıkıştırıyor. Sağlığım berbat. Doktorum artık "ne bu hal, ne oluyor sana" demeye başladı. Hastalığın başlangıcından beri en kötü değerlere ulşatım son 3 ay içinde.&lt;br /&gt;En son gayet iyi gidiyor, oğlan da alıştı, gözüm arkada kalmadan tam zamanlıya geçebilirim dediğimiz tutarsız kadın çalışmayı kendine yakıştıramadığı için bir Cuma akşamı arayıp "ben Pazartesi gelmiycem artık" dedi ve bıraktı. Neden? Çünkü Cumartesi yarım gün gelmesi için de anlaşmıştık başlangıçta ancak o "havalar da güzelleşti artık ben Cumartesileri gelmiyim" gibi bir talepte bulunduğunda biz bunu kabul etmedik. "Şevki kırılmış"... Oğluma bir veda bile etmeden öylece gitti dengesiz. Anneanne-dede ekibi koştu yardıma. Kabusun ilk kısmı başladı. Yeni birileriyle görüş, kimseyi beğenme, sürekli tartış tartış, en sonunda referanslı bir kızda karar kıl. Oğluşun alışması epey zaman aldı, kabullenmek istemedi, zor günlerdi gerçekten ama gün geldi alıştı, çok güzel oyunlar oynatan şarkılar öğreten parkta kaydırakta istediği kadar kaydıran ara sıra ona ufak tefek oyuncaklar getiren ve anne istemese de bazen şeker veren bir ablaydı. Bir gün bu abla anneyi bir Çarşamba günü saat 4'te aradı işyerinden. Kastamonu'da bacağından ameliyat olacak bir babaannesi vardı, babası olmadığı annesi de şeker hastası olduğu için hemen gidip görmesi gerekiyordu, öyle bir durumdu ki gidip görmese belki bir daha göremeyebilirdi.&lt;br /&gt;Apar topar Perşembe Cuma bir buçuk gün ben bir gün de eşim izin aldı, abla memlekte gitti, giderken Pazartesi döneceğim dedi, biz de dönecek sandık. Velhasıl çok uzun ve sıkıcı bir hikaye bize dönemeyebilirim gibi bir senaryo yaratıldı telefonda, gelemezsem ablamı yollarım gibi saçma sapan bir teklif geldi, sonra referanslar kanalıyla halasından öğrendik ki babannnenin hiç bir şeyciği yokmuş ameliyat bir hafta önce olmuş bitmiş, bu abla parasını az bulduğundan niyeti başka işe geçmekmiş. Apar topar bizim babaanne geldi çocuk ortada kaldı diye. İşlerim o kadar yoğun ki bir hafta gelmiyorum demek gibi bir lüksüm yok. İstifa etmeyi düşündüm aslında ilk etapta ama şimdi ayrılıyorum desem buradan gidebilmem iki aydan ve beni tüketecek kadar uzun konuşmalardan önce olmaz. Uzun tartışmalar, kavgalar, buhran dolu bir hafta sonrasında anlaşıldı ki hakikaten derdi paraymış. Rayicin üzerinde olan ve başta teklif ettiği paranın bir kuruş altını vermediğimiz halde yetmiyormuş parası. Şu anda sırf bebeğimin düzeni değişmesin diye ona epeyce bir zam yapmaya karar verdim (eşimin tüm itirazlarına rağmen) ama emin değilim yine de iki gün sonra biraz daha fazlasını verene gitmeyeceğinden. Eşim bu arada hala eve birilerini getiriyor görüşmek için. Görüşüyorum bazıları o kadar sahtekar ki döverek atmak istiyorum evden. Zaten bende bir şiddet eğilimi hasıl oldu, kimseden hırsımı alamıyorum geçen gün marketin otoparkındaki görevliyi arabaların çizgi dışına park  etmesine izin veriyorlar diye öyle bir haşladım ki o da gidip evde çocuğuna bağırmıştır herhalde. Rezalet. Bu kabus dönemi içinde diyabet de bana çok yardımcı oldu, 300'lerden aşağı zor indi kan şekeri. Eşimle de artık birbirimizden iyice uzaklaştık, sanırım o da beni kriz dönemlerinde baş edilmesi gereken bir durum olarak görmeye başladı, ki bu beni iyice sinirlendiriyor, sanki herkes zor durumlarla onun tarzıyla başetmek zorunda ve kapasitesindeymiş gibi.&lt;br /&gt;Halbuki ben bu bahar çok nefis yaz soğanları dikmiştim, mor salkımın altında oturup çayımı içip kitap okuyacaktım. Hani ben çocuğumun o bakıcı bu bakıcı değişip duran bir düzende istikrarsız bir şekilde büyümemesi için her şeyi yapacaktım. Hani noldu yani şimdi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-161050414858721941?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/161050414858721941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=161050414858721941' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/161050414858721941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/161050414858721941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2008/04/anne-ie-gitme.html' title='anne işe gitme'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-4513070483213754526</id><published>2008-01-15T13:16:00.000+02:00</published><updated>2008-02-01T13:35:01.967+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iç daralması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ufaklık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günler nasıl geçti bu aralar'/><title type='text'>ses veriyorum: doooooo</title><content type='html'>tam tamına 3 aydır uğramamışım bu bloga. rezalet. tiz alına bu kendini bilmezin elinden blog. bugün boş vaktim olduğundan değil de işte çalakalem bir şeyler yazasım geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftada beş gün çalışmaya başladım 1 Aralıktan bu yana. ev ve alışveriş düzeninde ipin ucu kaçtı, kendime ayırabildiğim zamanlar (yağ değişimi, balatalar, periyodik bakım işte) öğle tatillerine sıkıştı. bu aralar ofisimizde bir renovsyon çalışması olduğu için ofisteki misler gibi iki kişilik odamdan ve sessiz sakin oda arkadaşımdan ayrıldım, kocaman bir toplantı odasında bir masanın etrafında 8-10 adet başı kalabalık insan hep beraber çalışıyoruz. sağ yanımda oturan hatun kişinin ses tonu korkunç. ve bütün gün telefonla konuşuyor. bu konuşmaların yarısı falan işle ilgili de kalan yarısı sırasıyla büyük kızı (5 yaşında), küçük kızı (2.5 yaşında), bakıcısı, annesi, kız kardeşi ve bilimum arkadaşıyla gerçekleşiyor. telefon konuşmalarına ilaveten bu hatun kişinin yanına gün içinde yüz kere beraber çalıştığı ekipten birileri gelip gidiyor, benim masama da dayanarak muhtelif işlerini tartışıyorlar. masanın karşı tarafında başka bir hatun kişi var. bunun da ses tonu evlere şenlik. sürekli telefonda. yaptıkları iş maksatlı telefon görüşmeleri olsa da allahım çok bağırarak konuşuyor! yanımda oturan er kişi bazen motivasyonunu kaybediyor. ve komiklik olsun diye masanın ta en ucunda oturan arkadaşına top atıyor. bildiğimiz minik lastik bir top. gülüşülüyor falan. başka bir hatun kişinin akşama kadar "conference call" (en havalısından) yapması gerekiyor, mikrofondan dinliyoruz. odanın bir diğer ucunda dört adet sekreter arkadaş oturuyor. telefonları daima çalıyor. ara sıra güvenlikten birileri giriyor odaya, bellerindeki telsiz mi artık walkie talkie mi bilemeyeceğim "cazır cuzur kıh kıh alo merkez"vari sesler çıkararak. geçen gün gözüm dönmüş. yurt dışı şube zararlarının Türkiye'deki mali kardan mahsup edilebilme şartları ve bu şartlar gerçekleşmediği takdirde indirim konusu yapılacak tutarların tespiti gibi bir konuda verilmiş bir Bakanlık görüşünün bir cümlesini tam beş kere okudum. anlamadım. normalde anlarım. yok algılayamıyorum mümkün değil. eeeeh dedim. bari telsizi kapatın! adım çıktı sanırım. asabi insan olarak. peh. umrumdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oğluşum 24 aylık olmak üzere, 2 yaştan sonra bu ay hesabını kapatmayı düşünüyorum. 2 diycem uzun bir süre. kendisi terrible two triplerini deniyor bu ara. kafamız evde de kazan gibi yani. bu aralar yumurta-tavuk ve inek-süt ilişkisini çözdü, her süt içişinde veya ymurta yiyişinde inek teyze ve tavuk teyzeye teşekkür ediyor. babasında da teşekkür ediyor her fırsatta, sırf teşekkür etmek için su istiyor mesela. &lt;a href="http://cemuyurken.blogspot.com/"&gt;yasemin&lt;/a&gt; yazmış geçenlerde, bizde de televizyon tutkusu başladı malesef. 21 aylık olana kadar televizyon açılmadı onun yanında. hala açılmıyor da, sadece günde yarım saat falan baby tv seyrediyor. yarım saat aslında 10 dakikayla başladı. sonra 15-20 dakika oldu. hala az seyrettirmeye çalışıyorum ama ne mümkün. ben akşamları eve girer girmez koltuğa kurulup televizyonu açtırıyor, açtırmak için yalvarıyor daha doğrusu (en nazlı ses tonuyla "annecim nüffen biyazcık bebiti seyedebili miyim?" deniyor, manipülasyon, başka bişey değil). bu saati nasıl sabit tutacağım merak ediyorum, onu vazgeçirmek gittikçe zorlaşmaya başladı. ama en azından kitapları da seviyor. geçen gün kötü hava nedeniyle eve tıkıldık kaldık. alışverriş merkezine gitme fikrinden hoşlanmıyoruz, e napalım derken amaçsızca yürüyüşe çıktık. bir baktık kocaman bir kitapçı, üst katında masa ve sandalyelerin de olduğu çocuk bölümü de var. giriş o giriş. veledi tutabilene aşk olsun. kitapları sevdiğini biliyorduk ama oyuncakçıya gitseydi bu kadar mutlu olmazdı herhalde. raflardaki kitapların hepsine tek tek baktı, satış görevlisi ablaya neyi beğendiğini ve kendisinde olan kitapları belirtti, ertesi gün teyzesine göstermek ve onunla okumak istediği bir kitap buldu ("bunu şüeda'ya gösteyelim yayın"), kısacası çok iyi vakit geçirdi. ama çocuk haklı. kitaplar gerçekten çok güzel. benim favorilerim var aralarında (yine yasemin'in sitesinde pek çoğu var), okumaktan zevk alıyorum. dün Kabalcı'dan Küçük Prens'le Şişkolarla Sıskalar kitaplarını aldım. Aslında niyetim İhsan Oktay Anar'ın Suskunlar'ını almaktı ama elbette öncelikle çocuk bölümüne uğradım. Bu aralar ufaklığa epey fazla kitap aldığım için ona birşey almamaya kararlıydım ama bağımlının kendine sebepler yaratması gibi yeni bir kitap alma kategorileri icat ettim : "mutlaka okusun istediğim kitaplardan ya ileride baskı bulamazsam düşüncesiyle şimdiden alınacaklar" ve "şimdi okuyamasa da benim okuyup ona masal gibi anlatabileceğim kitaplar". mesela Küçük Prens ikinci kategoride. evet üzerime gülebilirsiniz, serbest. ben gülüyorum (tahnim edebileceğiniz gibi öğle tatilim bitti vaktim kalmadığı için kendime kitap bakamadım).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işyerindeki genel durumlar nedeniyle canım sıkkın bu aralar. aslında canımı sıkkın değil de yıldım. arkadaş kategorisindeki istisnasız herkesin değişen ölçülerdeki ikiyüzlülük ve riyalarından pek sıkıldım artık. çözemiyorum ben işyerinden iki kişi bir araya gelince ortamda olmayan herhangi bir üçüncü işinin dedikodusunu yapmanın dayanılmaz cazibesini. beraberce kıl olunan illa ki çekiştirilecek tipler vardır tamam yani o kadar "evil" olabilir herkes gerçekçi olmak lazım. ama birlikte yemek yediğin her adamın kendi ajandasına göre arkasından konuşulacak birini bulmak da ruh hastalığı artık ya. Kahve içme alışkanlığı gibi birşey olmuş bu. A ile C takılırken B'nin C'ye dedikodusu yapılır ama A B ile beraberken C'yi de büyük bir rahatlıkla B'ye çekiştirir. enerji sarfiyatı. aman ya. bu iş hayatı amma çok yer işgal ediyor hayatta. bu meşguliyet nedeniyle pireler deve kadar oluyor. zamanın önemli bir yüzdesini dolduruyor diye milyon tane tırıvırı iş ve insan öncelikler sıralamasına giriveriyor. çok sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyleyken böyle işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-4513070483213754526?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/4513070483213754526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=4513070483213754526' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/4513070483213754526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/4513070483213754526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2008/01/ses-veriyorum-doooooo.html' title='ses veriyorum: doooooo'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-8069650306259943196</id><published>2007-10-18T15:45:00.001+03:00</published><updated>2007-11-01T16:26:12.259+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hesaplaşma'/><title type='text'>beceremedim</title><content type='html'>ben bu part time işini beceremedim. yani istediğim gibi beceremedim. boş perşembe-cuma günlerimi ziyan edip duruyorum tamamen kontrolü kaybettim. nasıl oluyor peki bu ziyan? Pazartesi-Salı-Çarşamba zaten iş münasebetiyle ışık hızıyla geçiyor. benim ev işleri maratonum Çarşamba akşamı pazara gitmekle başlıyor. perşembe günü sabah en azından rahat bir kahvaltı yapabiliyorum. markete gitmek gerekiyor her hafta. bu işi haftasonuna bıraksam her şey daha da zorlaşıyor üçümüz bir arada. eve gel yerleştir yemek ye bıdıkla oyna derken yarım gün geçiveriyor. sonra ufaklık uyuyor ben biraz nefes alıyorum o arada da evde daima kendime yapılacak bir iş buluyorum. o iş bitene kadar oğluş uyanıyor ben de onu bırakıp bir yere gitmeye kıyamıyorum. veya bunların hiç biri o gün bir toplantı koyuyorlar gitmek zorunda kalıyorum. oysa ne hayallerim vardı. spor yapabilecektim, kafa dinleyebilecektim, bunları yaparken bol bol oğlumu görebilecektim. oysa fiilen ne oldu? 6 ay falan spor yapmak için gerçekten çabaladım. bir hafta düzgün yapabildiysen ertesi hafta bir şey çıktı. spor disiplinim vardır aslında benim. sabahın altısında kalkar yüzmeye gider idim ÇÖ (çocuktan önce). bir de sporu iş olsun diye yapmaktan hazetmem. yani gelişme görmek isterim nefeste, kaslarda. öyle bir hafta yap ertesi hafta bırak hoop baştan başla işi iyice hevesimi kırdı. madem adam gibi yapamıyorum yapabilene kadar yapmam ben de dedim komple bıraktım. sen sağ ben selamet. özetle kendim için yapmak istediğim hiç bir seyi yapamadım. üstelik işlerin asla yetişmemesi durumu var. tamam kariyeri yerim biliyoruz bunların hepsini bir ruh halim ve tavrım var ama bana ait olan bir işi de yarım yamalak yapmak içime oturuyor. hiç bir iş yetişmiyor, yetişen istediğim kalitede olmuyor, boş geçen günlerimde de harikalar yaratmıyorum açıkçası. çocuğuma da yetemiyorum ki. tamam belki onu arkadaşlarıma göre dahauzun süre görüyorum ama evde geçen günlerimde de sürekli onunla ilgilenemiyorum. sabahtan akşama onunla ilgilensem yorgunluktan pestilim çıkıyor, şekerim düşüyor, sinirleri tel tel gcık bir insan oluyorum. sonuçta o da 2 yaş sendromlarına giren, uyku ve yemek konusunu bizim ilgimizi çekmek için kullanan normal bir "çalışan anne çocuğu". ee, ne oldu şimdi sen yarı zamanlı çalıştın da?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi aynı anda verimsiz (çalışan olarak), yetersiz (anne olarak), tembel (eş olarak) ve boş (insan olarak) hissediyorum ve bu beni üzüyor. bari birinden biri iyi olsun dedim ben de. aralık ayında yeniden tam zamanlı çalışmaya başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bittabii kariyer basamaklarındaki en büyük hedefim olan ev hanımlığı hayalim hala baki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ha bi de işe başlamadan 6 aydır düzenleyemediğim kütüphaneyi düzenlemem lazım. yumurtanın kapıya dayanmasını bekliyordum da.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-8069650306259943196?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/8069650306259943196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=8069650306259943196' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8069650306259943196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8069650306259943196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/10/ben-bu-part-time-iini-beceremedim.html' title='beceremedim'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-6886778960020190570</id><published>2007-10-17T09:23:00.000+03:00</published><updated>2007-10-17T09:27:47.281+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iç daralması'/><title type='text'>...</title><content type='html'>Aslında &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/423134.asp"&gt;bu konuyu &lt;/a&gt;düşünmek dahi istemiyorum. Başımı kuma gömüp yokmuş gibi yapmak istiyorum, belki o zaman yok olur. Kabuslar gibi. Ama maalesef bunun bir rüya olmadığını ve para babalarının ağızlarında salya akıta akıta kollarını sıvadığını da biliyorum. Bunca insanın elinden bir şey gelmeyeceğini ve yine kazananın onlar olacağını... İçim kan ağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeraltı zenginliği açgözlülüğü ne olacak? Bir yanda altın için ağaçlar, hayvanlar ve insanlar ölecek, &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/423202.asp"&gt;öbür yanda &lt;/a&gt;petrol yüzünden bir sürü çocuk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-6886778960020190570?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/6886778960020190570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=6886778960020190570' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6886778960020190570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6886778960020190570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/10/blog-post.html' title='...'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-5760947621021375439</id><published>2007-10-16T17:11:00.000+03:00</published><updated>2007-10-16T17:28:25.783+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezelim görelim'/><title type='text'>tatilden döndüm yorgunum</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIvYEGBQI/AAAAAAAAACI/tt5dtinyXgM/s1600-h/DSC01636.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121939392466126082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIvYEGBQI/AAAAAAAAACI/tt5dtinyXgM/s200/DSC01636.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIX4EGBPI/AAAAAAAAACA/s7biPyysrFg/s1600-h/DSC01606.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121938988739200242" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIX4EGBPI/AAAAAAAAACA/s7biPyysrFg/s200/DSC01606.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIHoEGBNI/AAAAAAAAABw/FrsGt37_f9g/s1600-h/DSC01521.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121938709566325970" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIHoEGBNI/AAAAAAAAABw/FrsGt37_f9g/s200/DSC01521.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIKoEGBOI/AAAAAAAAAB4/5gAhM-cOMhE/s1600-h/DSC01618.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121938761105933538" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 149px; CURSOR: hand; HEIGHT: 215px" height="222" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIKoEGBOI/AAAAAAAAAB4/5gAhM-cOMhE/s200/DSC01618.JPG" width="176" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTHNIEGBLI/AAAAAAAAABk/yY4xH0Z3Qbc/s1600-h/DSC01542.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121937704543978674" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTHNIEGBLI/AAAAAAAAABk/yY4xH0Z3Qbc/s200/DSC01542.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTG_YEGBKI/AAAAAAAAABc/TTbg4pjvGVo/s1600-h/DSC01511.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121937468320777378" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTG_YEGBKI/AAAAAAAAABc/TTbg4pjvGVo/s200/DSC01511.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dönüş eziyetini saymazsak gayet hoş günler geçirdik bayram tatilinde. Altınoluk’u ve Kaz Dağları’nı seviyorum. O yöreyi toptan pek seviyorum. Hava daima güzel. Ilımanlık değil kastettiğim, hava insana daima iyi hissettiriyor, günün her saati, her ısı derecesinde. İstanbul öyle midir ama, sıcaksa ölümüne sıcak ve nemli, soğuksa ayazdır. Kış akşamları is kokar yazın da egzoz.&lt;br /&gt;İpek gibi havanın dışında bizi babaannenin nefis yemekleri ve dedenin elinde ne varsa onunla yaptığı tasarım harikaları ağaç fırıldakları da bekliyordu. Malzemeler eski bira tenekeleri, yoğurt kapları, hurdaya çıkmış şemsiye sapı, sürpriz yumurtanın plastiği, mandal parçası, ceviz kabuğu, çikolata ambalajı, eski püskü kartonlar, plastikler, düşünmeden çöpe atılabilecek her şey. Dedenin elinde onlar artık kuş, balık ve pervane olmuş dağdan ve denizden esen rüzgara göre bir o yana dönüyorlar bir bu yana. Onlar dönerken ben çöpe attığım tüm malzemeler için üzülüyorum. Bence insanlar ikiye ayrılır, eski bir rakı şişesi kutusuna saksı gözüyle bakanlar ve bakamayanlar. Korkarım ben bakamayanlardanım. Şehir hayatından mı, tüketim ve bolluktan mı suçu kime atsam bilemedim.&lt;br /&gt;Bahçedeki (ve etraftaki) turuncu ve mor çiçekleri, yasemini, küçük karanfilleri, zeytin ve çam ağaçlarını da anmadan geçmek olmaz. Zaten zeytin sevgimiz gözümüz öyle kör etti ki fidanlığın birinden “amca İstanbul’da olur di mi bu?” diye boynumuzu bükerek bir zeytin fidanı alıp geldik. Gemlik tipiymiş, olurmuş. Belli olmaz, göreceğiz. Aklımıza estiği için uğradığımız Assos’taki öğrenci grubuna bakıp ah gençlik gitti elden diye hayıflanmamı da anlatmak isterim. Kitabını birasını alan sahile inmiş, bir kısmı iki üç kafa dengiyle bitmek bilmeyen bir sohbete dalmış, fonda yumuşak rock parçaları çalıyor, güneş şahane batıyor ve HENÜZ 20 YAŞINDASIN! Çok acı (benim için)…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafları ekledim kendimce ama Picasa falan yükleyemedim. Biliyorum çok kötü görünüyor. Artık affola. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-5760947621021375439?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/5760947621021375439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=5760947621021375439' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/5760947621021375439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/5760947621021375439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/10/tatilden-dndm-yorgunum.html' title='tatilden döndüm yorgunum'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RxTIvYEGBQI/AAAAAAAAACI/tt5dtinyXgM/s72-c/DSC01636.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-2648607337498672886</id><published>2007-10-05T15:09:00.000+03:00</published><updated>2007-10-05T15:53:29.135+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakıcı terörü'/><title type='text'>dadı - episode II</title><content type='html'>evet evet daha iyiyiz. özellikle de dört ayak üzerine düşerek oğluşa bakma fırsatını bir türlü bulamamış ilk bakıcımızı saat farkıyla kapabilmemiz (tabiri caizse) moralimizi düzeltti. bu hikaye de enteresan... bu hanım 50-55 yaşlarında çok hanımefendi, üç çocuk sahibi, giyimi kuşamı yerinde, Cumhuriyet okuyan, düzenli bir geliri olmayan ama (aileden) kendine ait evi ve arabası olan biri. esasen zamanında gayet hali vakti yerinde bir ailenin geliniymiş, kendi ailesi de öyleymiş ya, üniversite eğitimi almadan genç yaşta evlenmiş ve ev hanımlığı dışında bir işi olmamış uzun yıllar. çocuklar büyüdükten sonra eşinin işleri bozulmuş, sonra başka problemler falan derken boşanmışlar. çocukları gayet güzel meslek sahibi, kendisi de o kadar üretmek isteyen biri ki "ne yapabilirim?" diye düşünürken yapabildiği en iyi işin çocuk bakmak olduğun karar vermiş ve bu işin eğitimini de veren bir aracı şirket ile bu işe girmiş. okumuş, eğitimini ve işini ciddiye almış ve bana göre çok iyi bir "dadı" olmuş. velhasıl çok nevi şahsına münhasır birisi ancak öyle ajanslar vasıtasıyla falan iş aramıyor, içinden şöyle güvenebileceğim bir aile olsa ben onların bebeklerine baksam diye geçiriyor sadece.  kızının çocukluk arkadaşı olan ve onlarla hala ailecek görüşen ofisten bir arkadaşımın da ben doğum yapınca aklına bizi bir araya getirmek geliyor. tamam hikaye buraya kadar şahane de biz bir araya geldikten çok kısa bir süre sonra (15-20 gün ya var ya yok) yurtdışında okuyan küçük kızının psikiyatrik bir rahatsızlığı nedeniyle işe ara vermek zorunda kalıyor. ben hala doğum izninde olduğum için tamam diyorum ve onu yaklaşık dört ay daha bekliyorum. dört ay sonra haberler iyi olmuyor malesef. İngiltere'ye kızının yanına gitmesi gerekiyor ve ben bakıcı standartım bu seviyedeyken yeni bir bakıcı bulmak zorunda kalıyorum. sonra tavsiyeyle gelen ve mecburen razı olunan abla da işte iki gün önce kovaladığımız tip. ondan kurtulmaya karar verdiğimiz gün sabah 10 gibi bu hanımı arıyorum dönmüş mü, neler yapıyor diye bir umut. meğer artık kızı iyiymiş, dönmüşler ve üç aydır yeni bir iş bakıyormuş. akşam için randevulaşıyoruz. ben aradıktan iki saat sonra ona bir başka tanıdıktan iş teklifi geliyor. benim verilmiş sözüm var diye reddediyor. the (happy) end. dün başladı. çok iyi bir oyun arkadaşı olduğu için ufaklık hemen alıştı. ne yalan söyleyeyim bana o kadar yanımızda çalışan biri gibi gelmiyor ki herhangi bir işi ezile büzüle istiyorum şimdilik, hatta çoğu zaman kalkıp kendim yapıyorum. herhalde alışacağım ben de oğluş gibi.&lt;br /&gt;ha bu arada yol verilen ex-dadımız benim numaramı büyük bir pişkinlikle yeni başlamayı planladığı yere vermişti ya, oradan aradılar beni tabii. evdeki hesap çarşıya uymayınca dün gece ex abladan bir telefon geldi ki; zehir zemberek. bize çok hakları geçmiş, bizimse ona asla geçmemiş (boğaz tokluğuna çalıştı ya bir sene boyunca), işte o haklarını bana haram ediyormuş. bu arada ablası ile kızkardeşine de iş bulmuştum, kız kardeşini de tesadüfe bakın ki (çok benzer sebeplerden) aynı gün işten çıkarmışlar. bunun da sebebinin ben olduğumdan emin. ben bunu aklıma gelseydi bile yapmazdım ya, hadi benden bilsin. evet evet sonunda kötü biri oldum ben yaşasın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-2648607337498672886?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/2648607337498672886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=2648607337498672886' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2648607337498672886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2648607337498672886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/10/dad-episode-ii.html' title='dadı - episode II'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-2341906262589098685</id><published>2007-10-04T14:39:00.000+03:00</published><updated>2007-10-04T15:15:45.164+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakıcı terörü'/><title type='text'>dadı</title><content type='html'>çalışan ve çocuğuna bakması için bir "profesyonel" tutan kadınlardan bakıcısıyla sorun yaşamayan var mıdır? varsa bunların yüzdesi kaçtır? bu yüzde içine nasıl girilir? şans dışında bir faktör bilinmekte midir? bundan iki hafta önce ufaklığa tam bir senedir bakan ablasını bir sabah küt diye işten çıkaracağımızı söyleseler yok artık derdim herhalde. aslında her şey bu kadar da durup dururken olmadı tabii. kusurları vardı ama oğluşla iyi anlaşıyordu, onu seviyordu ve bazı şeylere de katlanmayı uygun görmüştük. mesela başından beri pasaklı ve pek de titiz olmayan bir tip olduğunu biliyorduk. gözümün önündeyken evin temizlik kurallarına uyuyor görünüyordu. ben de çok kıllanmıyordum. çünkü ablada daima vurguladığı bir dürüstlük ve lüzumsuz bir gururluyum havası vardı. lüzumsuz diyorum çünkü gurur "yakalanana kadar inkar et yalan söyle, köşey sıkışırsan da resti çek" değildir benim gözümde. sonun başlangıcı yeni taşındığımız eve kamera sistemi altyapısı kurdurmamızla başladı. aslında kamera sisteminin çıkış noktası bakıcı gözetlemek değildi. daha önce başımızdan geçen hırsızlık hikayeleri nedeniyle bu eve kamera, alarm, bilmem ne artık ne varsa koyduk. öyle bir niyetimiz olsa bu işi eski evde web cam'le çözmek çok da zor bir şey değildi. zaten kamera görüntülerini de 6 ayda topu topu 3-4 kere izledik. hay salak kafam keşke daha çok izleseymişim. ilk izlediğim zamanlarda evin içinde çocukla meşgul olmak dışında her şeyi yaptığını gördüğümde onu net bir şekilde uyardım ve ondan öncelikli olarak çocukla ilgilenmesini istediğimi, diğer bütün işlerin (iş dediğim de sadece yemek, temizlik falan yaptırmıyorum) tali olduğunu ve sadece o uyurken yapılması gerektiğini söyledim yetişmeyen her şey de kalabilidi hiç sorun değildi. bir süre bu dediklerime uyuyor gibi göründü. hatta bana özellikle böyle yaptığını da vurguluyordu akşamları günü anlatırken. hay salak kafam-2.. sen ne diye güveniyorsun ki, aç kamerayı izle. doğru mu söylüyor yalan mı... fakat ufak tefek huylarına gıcık olduğum için (örneğin musluğu şar şar açık bırakması, obez olduğu için sınır tanımaksızın tıkınması) izleyip de kendimi şişirmemek adına tekrar izlemedim. bi kere daha hay salak kafam diyebilir miyim? velhasıl uzun sözün kısası geçen hafta ben seyahatteyken evi dehşet dağınık ve derbeder bırakması ve oğlanın bir süredir sabahları kapı çaldığında sevinmemesi nedeniyle şüphelenip "ne yapıyor acaba" diye bir izleyelim dedik. gördüklerimiz hiç hoşumuza gitmedi. öncelikle ufaklık yine evde tek başına. biri bir odada diğeri ya mutfakta, ya 500 kere girmemesi gerektiği tembihlenen bizim banyoda (20-25 dakika banyoda ne yapar bir insan?), yemek yaparken yemeği karştırdığı kaşıkla bir yandan yiyor bir yandan karştırıyor, yoğurt kasesinden yiyor aynı kaşıkla çocuğun yoğudunu koyuyor, yemek yemek için tabak kullanmaya zahmet etmiyor ocağın üstünde duran tencerelerden yiyor, dolaptan su şişesini çıkarıyor kafasına dikip yerine koyuyor, ekmek makinesine içme suyu yerine musluk suyu koyuyor, salondaki dolapları karıştırıp çocuğun gözü önünde ondan saklanmış olan çikolataları tıkınıyor. say say bitmez. bir iğrençlik gösterisi. kan beynime sıçradı. sabaha kadar uyumadım resmen. sabah geldiğinde ilk iş sert bir uyarı oldu tabii ki, çoktan onu bırakıp yenisini bulmaya karar vermiştik de bu kalkıp önce inkar etmeye sonra da beğenmiyorsanız çıkarın başkasını bulun gibilerinden diklenmeye kalkmasın mı. bana en çok o gün ikimizin de bırakabileceği kimse olmadığı ve çok acil işleri olduğu için bu domuzla çocuğu bir gün daha bırakıp gitmek koydu. allahtan aynı gün evde temizlik vardı da yalnız değillerdi. aynı akşam güle güle dedik kendisine zaten. kendisi bu arada aynı gün içinde yine bizim siteden başka bir iş ayarlamış da telefonumu o kişilere vermiş beni arayacaklarmış.  öfkem hala geçmedi. uzun süre de geçmeyecek gibi görünüyor. be hey salak, paraya ihtiyacın var madem, yediğin kaba ne diye pisliyorsun?&lt;br /&gt;şu anda üzülmemeye çalışıyorum. çocuğa 3 yıl boyunca bakan kişiyi sabit tutamadık, çuvalladık napalım. böyle pis bir şekilde bakılmasındansa varsın bakıcısı değişsin. bir de buradan tüm anne olacak veya olmuş arkadaşlara tavsiye: evde kamera bulundurun. izlemeseniz bile bulunsun. demedi demeyin sonra.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-2341906262589098685?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/2341906262589098685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=2341906262589098685' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2341906262589098685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2341906262589098685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/10/dad.html' title='dadı'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-4304855292431420989</id><published>2007-09-20T14:18:00.000+03:00</published><updated>2007-09-20T15:04:34.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne olunca anlarsın'/><title type='text'>tahammül</title><content type='html'>annelik çok özveri istiyor çok. her şeyden önce insan öncelikle karnının ne kadar büyüyüp gerilebileceği ile ilgili tahminlerinin saflığını idrak ediyor. ne kadar uykusuz kalıp sinirlerinin ne kadar bozulabileceği konusunda ise daha önce hiç sınırlarını keşfetmediğini... bu kadar sefil bir durumdayken yine de güleryüzlü ve sevecen olunabileceğini...&lt;br /&gt;veee (last but not the least)  parklarda bahçelerde oynayan diğer küçük çocukların annelerine NASIL DA TAHAMMÜL EDEBİLECEĞİNİ insan anne olmadan anlayamıyor. mesela bizim sitede bir hanım var - gerçi o anne değil teyze ama olsun- derhal pedagoga götürülmesi gereken 4-5 yaşlarındaki şirret yeğeninin nasıl da bütün çocukları irrite ettiğinin, çocuğun sinir bozucu sesiyle daima çığlıklar atıp ağlayarak etrafını yönetmeye çalıştığının falan asla farkında değil. mesela o çocuğa "nolur biraz daha yavaş, bağırmasan olmaz mı?" dendiğinde bu hanım gülünç bir şekilde aslan kesilerek "ne var bi şey mi var noluyo bakiim benim yeğenime biri bi laf mı etti?" diye gözlerini belertmek suretiyle ortaya atılıyor. bırak da çocuk haksızlığa uğradıysa bile kendini savunmaya çalışsın önce. sonra yine bu şirret ufaklık (nasıl da çocuk sevmez bi tipim değil mi, napiyim ben birine kıllanınca yaşı benim için pek önem arzetmiyor) başka bir çocuğu canından bezdirene kadar "oradan geçemezsin ben kraliçeyim orası benim, git diyorum burada oynama" diye diye delirttikten sonra ezilen çocuğun kızın dandik fırıldağının köşesini üzerine şirret kız başlıyor ağlamaya. ama ne ağlamak. yarım saat falan. öyle bir yüksek perdeden boğazını patlatarak ağlıyor ki ben o noktada çocuk için üzülmeye başlıyorum. evde naptılarsa buna artık, kafayı yemiş gerçekten. neyse teyze bu olay üzerine çocuğu sakinleştirmeye falan çalışmıyor. dedektif kesilerek fırıldak aslında nasıl kırıldı sorunsalını çözmeye çalışıyor. çok önemli ya nasıl kırıldığı. şirret kız  bir keresinde de bizim oğlanı oyun alanından atmaya çalışmıştı. hatta bu çabaları sırasında eğimli bir yerde düşmesine yol açtı. çok da istemedi aslında düşmesini zira benim bakışlarımdan biraz çekindiğini düşünüyorum. yine de ufaklık düştü işte. ben de "bakın bu sizden çok ufak, istediği yerde oynasın, düşürmek yok". şirretin teyzesi çemkirerek "o kendi düştü bi kere, o kendi düştü!" diye bana doğru hamle yaptı. işte o an anladım ki ben çok değişmişim. çünkü o kadına dilimin ucuna gelenlerin tekini bile söylemedim. bir an düşündüm sadece, ne olacak ki bununla dalaşsan. ya işte. eskiden olsa.&lt;br /&gt;insanlarda artık acayip bir çocuğunu ne pahasına olursa olsun koruma tavrı var. çocuk ne yaparsa yapsın ama. mesela ağaç dallarına asılıp dalları kırsın, bitkileri yolsun gıkları çıkmıyor, engellemeye ya da bunun kötü bir şey olduğunu anlatmaya çalışmıyorlar. başka çocuklara saldırmalarına itip kakmalarına ses etmiyorlar. çocuklar ise bu sınırsız özgürlük (ya da vurdumduymazlık diyelim) sonucu daha mı sakin ya da aklı başında oluyor, hayır elbette. çoğu şımarık, ne istersem hemen olsun ve diğerlerinden bana ne mantığındalar. burada bir terslik var bence. bir dengesizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;paşa uyanmak üzere, ben kaçtım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-4304855292431420989?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/4304855292431420989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=4304855292431420989' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/4304855292431420989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/4304855292431420989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/09/tahamml.html' title='tahammül'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-2487891830713643110</id><published>2007-09-19T09:27:00.001+03:00</published><updated>2007-09-19T09:32:12.524+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezelim görelim'/><title type='text'>fotooo</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDCSGrF_GI/AAAAAAAAABU/dYwMkZopCfA/s1600-h/DSC01445.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5111799193350306914" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDCSGrF_GI/AAAAAAAAABU/dYwMkZopCfA/s200/DSC01445.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDB_GrF_FI/AAAAAAAAABM/cCc1HRm9M8s/s1600-h/DSC01411.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5111798866932792402" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDB_GrF_FI/AAAAAAAAABM/cCc1HRm9M8s/s200/DSC01411.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDBymrF_EI/AAAAAAAAABE/_B9FopIg6UM/s1600-h/DSC01414.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5111798652184427586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDBymrF_EI/AAAAAAAAABE/_B9FopIg6UM/s200/DSC01414.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Midyeler ve pasajlar...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-2487891830713643110?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/2487891830713643110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=2487891830713643110' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2487891830713643110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2487891830713643110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/09/fotooo.html' title='fotooo'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RvDCSGrF_GI/AAAAAAAAABU/dYwMkZopCfA/s72-c/DSC01445.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-2694505743285878756</id><published>2007-09-18T14:19:00.000+03:00</published><updated>2007-09-18T14:28:28.007+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günler nasıl geçti bu aralar'/><title type='text'>Brüksel lahanası Brüksel'den mi çıkmadır?</title><content type='html'>Efeniiim, Evropalarda eğitim tertip etmiş şirketimiz davete icabet etmemek olmaz. Geçen hafta 3 gün Brüksel’deydim. En başta beni ilk ilgilendiren şeyi söyleyeyim: bi midye yiyemeden döndüm başarısız organizatörler yüzünden. Sanki İstanbul’da sabah akşam midyeyle yatıp kalkarmışım gibi bir izlenim verdim nedense ama Brüksel’deki en ilginç şeyin nedense midye olduğunu düşünmüşümdür hep, öyle Evropa Parlemetosu falan fişmekan değil. Heyhat. Yiyemediğimiz gibi tertip edilen yemek organizasyonlarında da önümüze sürekli az pişmiş etler (çiğ düpedüz) sürdüler. Midesizler. Brüksel lahanası da görmedim ortalıkta ki kendilerinin Brüksel’le bir alakaları var mı bilmiyorum, desteksiz atıyorum işte. Bu gezimizden çıkardığım ana fikir: Evropalılar’dan hazzetmediğim ve de zinhar Evropa’da bir yerde yaşayamayacağım olmuştur. Eğitimlisi pek bir burnu havada, uzak ve sosyal becerilerden yoksun. İçmeden sosyalleşemiyorlar daha doğrusu. Eğitimsizi de gayet yontulmamış. İrlandalılarla kuzey ülkelerinden (yani İsveç, Norveç vb memleketlerden) gelenleri tenzih ederim. Ben daha ziyade İngiltere, Almanya ve Fransa devlerine mensup über-insanlardan bahsetmekteyim. Genellemelerimi de yaptım rahatladım. Çikolataları da pek güzel ama benim ilgi alanıma girmiyorlar (daha doğrusu girmeseler daha iyi olur). Şehir dümdüz yürü babam yürü, bu çok güzel, temiz, düzenli, tarihi binalar hem hayatın içinde hem de yıpranmamış ve çirkinleştirilmeden bakılmış. Bunlar da güzel. Etrafa bakınca herkes zengin ve tek tip, bu bence iyi değil ama bakış açısına bağlı tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlumla ilk defa bu kadar ayrı kaldık. Çok özledik birbirimizi tabii. İşin kötüsü gelecek hafta bir kere de Berlin’e gitmem gerekiyor. Bir enternasyonelliktir gidiyor. Sonra çok uzun süre bir yere kıpırdayacağımı sanmıyorum. Saç tıraşı oldu geçenlerde. Çocuk kuaförü sektöründe boşluk var cin iş fikri arayan arkadaşlar. İstanbul’da bir adet yer var, oldukça da pahalı, yine de işlerini iyi yapıyorlar. Biz kesemiyoruz artık, yamuk yumuk oluyor, bir de korkuyorum makasla bir sakatlık çıkacak diye. Normal kuaföre de götürmek fikri pek açmıyor-sanki ben çok gidermişim gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar okuduğum bir kitap var Jean Jacques Rousseau’nun “&lt;a href="http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=92493"&gt;Emile: Bir çocuk büyüyor&lt;/a&gt;” kitabı, kitapta beni en çok etkileyen şey çocuğu acı çekmesini önleyerek büyütmenin onu acılarla ve zorluklara karşı tahammülsüz kıldığı ve bunların altından kalkamayacak kadar güçsüz birine dönüştüreceği fikri. Bir de çocukla çocuk olmak fikri var ki çok benimsedim, çocuğa vaktinden önce verilen disiplinin ve ihtiyaç duymadığı karmaşıklıktaki bilgileri öğretmenin gereksiz ve zararlı olduğu görüşüne de katılıyorum. Rousseau amcanın yaşadığı dönemde bu fikirleri geliştirmiş olmasına da çok şaştım kaldı feylesof işte adam. Gerçekten iyi bir kitap kitapçılarda bol miktarda bulunan kof anne-bebek/ çocuk gelişimi kitaplarıyla karşılaştırınca hakikaten bir şeyler söyleyen ve de bana hitap eden bir kitap bulduğumu düşündüm. Esasında kitabı bana tavsiye eden çift biraz egzantirikti. Kendileri ve 5 yaşındaki kızları için çok tuhaf  bir Hint öğretisi çerçevesinde planlanmış bir hayat sürüyorlar, asla et yemiyorlar (bu çok tuhaf bir şey değil ama çocuğa hiç yedirmemek kısmını bir doktorla konuşmak lazım), haftanın belirli günlerinde sadece belirli şeyleri yiyorlar (mesela Salı günleri sadece bakliyat, Çarşambaları sadece fındık ceviz falan), diyet dışı bir şey ağızlarına koymuyorlar. Bu bir yetişkin için – özellikle de günün ev dışında geçiren bir yetişkin için bile çok zor bir uygulamayken ufak bir çocuğa bunu uygulatmaya çalışmaları benim “hayatla ne zorları var acaba?” diye düşünmeme yol açmıştı. Çocuğun okulu bile bu beslenme düzenini uygulayabilme kriterine göre seçildi ki, değer mi yani bu kadar diyet takıntısına kısacık hayatta dedirtiyor insana. Velhasıl çift egzantirikti dediğim gibi ama kitap tavsiyesi gayet iyi çıktı. Ufaklık da Ayla Çınaroğlu’nun Veli serisine taktı. &lt;a href="http://cemuyurken.blogspot.com/"&gt;Yasemin &lt;/a&gt;tavsiye etmişti. Her akşam “Belli, Belli” (Veli demek oluyor) diye onu okumam için tutturuyor. Bilinçli bir şekilde kitap seçmesini çok şeker bulmakla beraber topu topu üç kitaplık bir seri olduğu için içime fenalık gelmek üzere. Ayla Çınaroğlu hanımefendiyi (ki kendisinin küçük hayvanlar serisine de bayılıyoruz) derhal Veli serisine yeni eserler katmaya davet ediyorum. Lütfen size ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka neler yapıyorum bu aralar, bahçeyle uğraşıyorum biraz. Sonbahar geliyor hafiften ama yağmur gelmiyor, mutsuzum. Bahçede işler var-her zamanki gibi, kasımpatı diktim tomurcuktalar sabırsızlanıyorum. Çim işinden umudumu kestim sonbahar yağmurlarına bel bağlamıştık, o da yok. Sararan otlara bakıp bakıp üzülüyoruz. Bu mevsimde ne eksen-diksen tutarmış, o yzden çok hevesliyiz de su yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bi de kariyer meselesi var. Napıcaz bu kariyeri? Bir şey yapmak lazımdır kısa ve orta vadede. En gıcık konu en sona kaldı. İyi de oldu. Vaktim kalmadı dolayısıyla yine erteleyebilirim bu konuya yoğunlaşmayı. Bir ay daha rahatım oh be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bu yazının başlığındaki sorunun cevabını bilen arkadaşlar (&lt;a href="http://cekilinbendeyazcam.blogspot.com/"&gt;Çoban &lt;/a&gt;senden umutluyum) kaleye mum diksin. Bu lüzumsuz malumata hakim olamadığım için kendimi pek eksik hissediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-2694505743285878756?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/2694505743285878756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=2694505743285878756' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2694505743285878756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2694505743285878756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/09/brksel-lahanas-brkselden-mi-kmadr.html' title='Brüksel lahanası Brüksel&apos;den mi çıkmadır?'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-8123806595232178797</id><published>2007-09-03T16:33:00.000+03:00</published><updated>2007-09-03T16:53:14.067+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melankolik'/><title type='text'>kördüğüm</title><content type='html'>Şu yaşıma geldim (yolun yarısı değilse bile az kaldı) hala kendimle sorunlarımı halledemedim. Halbuki insanın artık yaş kemale erdikten sonra ekim yapılmaya hazır bir bahçe gibi usulünce çapalanmış, taşlarından, yabani otlarından ayıklanmış ve dinlenmiş olmasını beklerim. Çevremdekilerden beklerim tabii bunu, kendimde ne kadar başarabilmişim, cevabını beklemediğim bir soru. Belli bir yaştan sonra artık kişilikle ilgili konuların üzerine gitmenin anlamı yok bana göre, olan olmuş artık, yerleşmiş kemikleşmiş huylar, özellikler değişmez. Kabulleneceksin devam edeceksin.&lt;br /&gt;Konu derin, dal dal bitmez. İsteğim de yok. Ama pek çok sorunun bundan kaynaklandığının da farkındayım. Ah ne kadar istiyorum bir süre sessiz durabilmek, susmak, kıpırdamamak, kimseleri görmemek, durgun suda kararsızca yüzen bir dal parçası gibi hiçbir şeyle meşgul olmaksızın, meşgul olmak zorunluluğu duymaksızın kendi içimde dolanmak dolanmak dolanmak… Böyle kararsız ve amaçsız sürüklenirken bir gün yavaşça aydınlanmak, düşünmüş, halletmiş ve kabullenmiş olarak. Ah mümkün mü… Cevabını beklemediğim bir soru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle uzak ki yerim/Uzakları aşıyor/Bütün özlediklerim/Benden ayrı yaşıyor/Ya her şeyim ya hiçim /Sorma dünyam ne biçim/Bir kördüğüm ki içim/Çözdükçe dolaşıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;KÖRDÜĞÜM Söz: Şevket Rado / Müzik: Hümeyra&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-8123806595232178797?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/8123806595232178797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=8123806595232178797' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8123806595232178797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8123806595232178797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/09/krdm.html' title='kördüğüm'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-7110253663214970524</id><published>2007-07-25T09:34:00.000+03:00</published><updated>2007-07-25T09:48:04.041+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iç daralması'/><title type='text'>homo sapiens işadamicus</title><content type='html'>yazlıktaki plajda üç beş masa bi modem koyup dandik bir "wireless point" yapmışlar, 40'larındaki göbekli gevrek gevrek gülen amcam sarı mayosu ve diz üstü bilgisayarıyla wireless point'te (yesinler) habire bi borsa takip etmeler bi acayip işim var ben çok fena iş adamıyım havaları falan. tamam dedik önce, salak ama zararsız. takılsın işte oyuncak yapmışlar ona. seçimden bir hafta önce falandı kendisi annemlere "aa ama borsa ve ekonomi çok şahane, neden karşısınız siz bu partiye, ben anlamıyor?" tadında küçük aklınca propaganda da yapmış. öğrendik ki habire borsada oynayıp çok güzel paralar kazanıyormuş. afiyet olsun, gözümüz yok da, kimsiniz siz hakikaten? nerede ve hangi gerçeklikte yaşıyorsunuz? hadi çöken eğitim sisteminin eseri kayıp kuşakları da bir yerde anlıyorum, bir anlatan olmamış ki onlara, ama sizin yaşta bu ülkede bu kadar şeyi görmüş, wireless point'lerden çıkmayan insanlar, gazetelerin televizyonların, işin ucu bir yerden çıkarına dokunanların çevirdiği bu ucuz filmi göremiyor, çözemiyor musunuz? her şey çok şahaneymiş, böyle devam etsinmiş. allah allah?&lt;br /&gt;bu "iki kişiden biri" kim hakikaten?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-7110253663214970524?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/7110253663214970524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=7110253663214970524' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7110253663214970524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7110253663214970524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/07/homo-sapiens-iadamicus.html' title='homo sapiens işadamicus'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-3348877548555073110</id><published>2007-07-24T10:53:00.000+03:00</published><updated>2007-09-05T16:49:57.954+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iç daralması'/><title type='text'>dönüş ve cips sorunsalı</title><content type='html'>Cuma günü döndük. Döndükten sonra Cumartesi günü dinlendim. Velet bey tatil yaptı biz de kafasını gözünü yarmasın diye peşinde dolandık. Buna rağmen başında düşme sonucu, göz kapağında çarpma sonucu morluklar, yüzünde çizikler gibi benzeri travma izleriyle dolandı tatil boyunca. Sosyal hizmetler gelip çocuğu bizden alacaklar diye korkuyorum (vakti zamanında çok Amerikan filmi izledim beynim sulandı, bizde nerede öyle sosyal hizmetler mizmetler, peh). Dönüşte evi ve bakıcı ablasını pek özlemişti, onu zıplayarak, kahkahalar atarak karşıladı, buradan da anladık ki öyle ota boka (afedersiniz) kafayı takmayalım, aralarında böyle bir sevgi varsa çocuğa iyi bakıyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden kendimi tatilden dönmüş bir enerji bombası veya huzuru bulmuş bir ermiş gibi hissetmiyorum diye düşünüp duruyorum sabahtan beri. Bu tatil pek de öyle eskisi gibi ikimizin beraber yeni yerlere gidip, sakinleşip, gündelik hayattan koptuğumuz bir tatile benzemedi bir kere. Daha çok kalabalık ve keşmekeşle dolu, ayakları uzatıp sakinleşilemeyen, hep başkalarının düzenine tabi kalınan, orada geçirilmesi zorunlu bir zaman dilimine benzedi. Bunun yarattığı hayal kırıklığı da birbirimize bilenmemize ve öfkeyi çıkaracak kimse olmaması nedeniyle birbirimize patlamamıza yol açtı. Sorun ufaklıkla beraber tatil yapmakta değildi, onunla geçirdiğimiz uyku dışındaki zamanında çok eğlendik, kumlarda sularda oynaması, akşamüstü gezmeleri, keşfetmekten duyduğu heyecanı izlemek için bile yorgunluğa değer. Ama anladım ki bizim de tatile ihtiyacımız varmış. Yaramazın kumda oynamasını istiyorum ama sürekli peşinde dolanmak gerekiyor ve kumda sigara içip izmaritini kumlara atan, bas bas bağırmadan konuşmayı beceremeyen tiplere tahammül edemiyorum mesela. Anneanne ve dedeyle vakit geçirmek güzel, onlarla olalım ama yazlık komşu ve ahbaplarıyla mecburen akşam yemekleri yemek, herkesin evinde olup biten her olayı (o geldi bu gitti, kız şurada işe girdi, oğlan ev aldı, kuzen doğum yaptı, bilmem ne şunu dedi) vıdı vıdı birbirine anlatması bizi sıkıyor. Neyse insan bir kaç sene tatil yapmazsa ölmez herhalde. Sadece eskiden en sevdiğim tatil zamanı Eylül’dü, kumdan nefret ederdim, gitmeyi en sevdiğim yerlerse ıssız olanlardı. Şimdi kum plajda 0-10 yaş arası bir çocuk ordusunun içinde Temmuz sıcağında kumdan yapış yapış bir biçimde dibime şezlongunu dayamış suratıma sigara üfleyen kokoş kadına bakıp “bak işte o bile uzanmış beğenmediğin kitabını okuyor” diye hayıflanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki bir adet P.D. James polisiyesi bitirdim (An Unsuitable Job For A Woman), pek hoştu. Aslında alelade bir polisiyeydi işte, kadının üslubu olmasa sıkardı. Hoş olan kitabı bir aydan kısa bir sürede bitirmiş olmak. Gururluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri döndüğümüzde yan komşumuzun bitmek bilmeyen inşaatının sonunda bittiğini ve sitemize eşi benzeri görülmemiş mimari şaheserler kattığını gördük. Ön tarafa günün hiçbir saati güneş gelmeyen bahçesine dev bir pergola yaptırarak içine spotlar gömmüş. Dikkatinizi çekerim: spot! Bahçede… İlaveten 3x4 ebadındaki bahçesine yaptığı garip peyzaj düzenlemesine kondurduğu ayakta duran kız, ördek, tavşan, kaplumbağa heykellerinin arasına dev yeşil ışıklar yerleştirdi ve 5. sınıf kır gazinosu imajı tamamlandı. Bitmedi! Aynı bahçeye kahvehanelerde örneği görülen duvara monte televizyon altlığı ve üzerine bir adet televizyon yerleştirdi. Sakin ve yeşil bir bahçede insan televizyon arar tabii. İhtiyaç. Ön balkonuna bir kafes astı ve üzerine plastik (yazıyla: plastik) bir sarmaşık ve yine plastik sarı güllerden bir aranjman yaptı ki herkes görsün. Ay bayılıciim. Bitmedi. Evin hatun kişisi hemencecik elinde bir tabakla yetişti, börek yapmış bizim ufaklık yer diye getirmiş. Sosisli, sucuklu ve salamlı ayıptır söylemesi. Şimdi kadıncağız kibarlık etmiş mendebur olmanın alemi yok ama ben bunun hangisini vereyim 17 aylık bebeğe? Bir yandan da 3 yaşındaki oğlunun tatilde sürekli baharatlı cips yemesi sonucu alerji olduğunu ve bu nedenle erken döndüklerini anlattı. Geçmiş olsun dedim uzatmadım şimdi ayaküstü kendisine çocuklara ne yedirmemek lazım konulu bir kısa film çekmenin alemi yoktu. Ben uzatmamak için azami çaba gösterirken beni oturmaya beklediğini belirtti derhal. İçim kan ağlayarak “inşallah siz hele bir yerleşin de eberek güberek” diyerek sohbeti noktaladım. Annecim ya! İstemiyorum ben o kitch müzesine oturmaya gitmek falan, sosis ve sucuk da ağzıma sürmem. Şimdi esas problem o tabak boş geri verilmez, annemden öyle görmedik, ben napıcam?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-3348877548555073110?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/3348877548555073110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=3348877548555073110' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/3348877548555073110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/3348877548555073110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/07/cuma-gn-dndk.html' title='dönüş ve cips sorunsalı'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-3418798823004856567</id><published>2007-07-03T09:55:00.001+03:00</published><updated>2007-07-03T10:34:47.810+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ufaklık'/><title type='text'>tatil tatiiil</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/Ron5nIBdM4I/AAAAAAAAAA0/6h1UskTEIhY/s1600-h/kahvalti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082868105028121474" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/Ron5nIBdM4I/AAAAAAAAAA0/6h1UskTEIhY/s320/kahvalti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/Ron4dIBdM3I/AAAAAAAAAAs/dbQnwamSHho/s1600-h/sade+kahve.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082866833717801842" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/Ron4dIBdM3I/AAAAAAAAAAs/dbQnwamSHho/s320/sade+kahve.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;küçük canavarım bir su kuşu. hamileyken suda fazla kalmama bağlıyor annem ama bence onu göbeği düştüğünden beri her gün (bazen günde iki üç defa) suyla haşır neşir ediyoruz, banyo, bebek havuzu, ne varsa. her geçen gün daha da su seviyor. hele bu sıcaklar onun suya karşı olan ilgisini iyice artırdı. sabahları yataktan havvu havvu (havuz) diye kalkıyor bazen. sitedeki havuza soktuk, önce ona biraz soğuk geldi biraz mızıldandı. ikinci girişinde çıkmak bilmedi. şimdi yatakta sırtüstü yatarken nasıl ayaklarını çırptığını, sonra kollarını nasıl bıcı bıcı yaptığını gösteriyor ve sürekli işaret parmağı "ordular ilk hedefiniz akdenizdir!" şeklinde havvu havvu diye havuzu gösteriyor. bir de şişme havuzu var ki onun içinden çıkmak bilmiyor. dünyanın en önemli işini yapar gibi ördekleri oradan oraya taşıyor, şapır şupur sulara vuruyor. yani demem o ki bu veledin artık denize girmesi şart oldu. biz de kendisini perşembe günü onu çılgınlar gibi özlemiş olan anneanne ve dedenin yazlığına götürüyoruz. kendimizi de götürüyoruz tabii aksesuar olarak ama esas beklenen misafir küçük beydir, açık açık söylenmesine az kaldı. haftalardır onun kumsalda kova-kürek-kamyon üçlüsüyle nasıl oynayacağını, sudaki minik balıklara nasıl çıldıracağını, plaj şemsiyeleri ve şezlonglara kafayı nasıl takacağını hayal edip duruyorum. henüz kendim için bir şey tasarlamış veya hazırlamış değilim, eskiden hangi kitapları okuyacağımı bir ay öncesinden falan seçer yüzme hayallerine de bir o kadar erkenden başlardım. heyhat. henüz organize edemediğim kütüphanemden okuyamadığım yüzlerce kitaptan bir kaç tane atacağım işte çantaya rastgele. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;epey bir süre yazamayacağım, en azından sayfa güzel dursun diye ufaklığın pazar günü boğazda gerçekleştirmiş olduğu kahvaltı sefasından iki kare ekledim. ilk fotoğrafta arkada duran amcaya çok kıllandı yok yere. neden huysuzlandı anlamadık. sonradan söz konusu amca tepeden masasına toz dökülmesi sebebiyle (ki salaş bir çay bahçesine gelmiş pazar kahvaltısı yapıyordu işte, kendini four seasons'ta zannetti herhade) "vergi numaranızı verin, sizi şikayet ediciim! pazar günümü zehir ettiniz" diye uzattı da uzattı. aman be amca, hayat kısa, senin pazar günün bundan zehir oluyorsa...ohooo! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;velhasıl. sonbahara görüşürüz...demek isterdim ama topu topu iki hafta yokuz. kendinize mukayyet olun. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-3418798823004856567?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/3418798823004856567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=3418798823004856567' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/3418798823004856567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/3418798823004856567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/07/tatil-tatiiil.html' title='tatil tatiiil'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/Ron5nIBdM4I/AAAAAAAAAA0/6h1UskTEIhY/s72-c/kahvalti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-974594397433556354</id><published>2007-06-27T13:31:00.000+03:00</published><updated>2007-06-27T13:35:09.750+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gıcık eden şeyler'/><title type='text'>fiidbek riport</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bizim şirkette insan kaynaklarında çalışan bir zat-ı muhterem ile ilgili değerlendirme notu hazırlamam gerekiyor. Bu zat esas olarak iş alım işleriyle meşgul olan, tahminimce 25’inden büyük 29’undan küçük bir hanım kızımız. Kendisiyle ilgili içimden geçenleri Amerikalıların dediği gibi politically correct bir biçimde ifade edemeyeceğim için tahmin ediyorum kendime saklamak zorunda kalacağım düşüncelerimi şöyle özetlemek istiyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Bu arkadaş biraz angut. Kendisinden yapması istenilen şeyi bir defada asla anlamıyor. Kaldı ki insan kaynakları departmanında çalışan bir kişiden istenebilecek en kompleks “task” ne olabilir, meydan okumalara açığım. Şu adayların formlarını bul, şu adamı ara şunu de, görüşmeye gelen teklif verilecek kişilerle ilgili şöyle bir liste hazırla minvalinde işler istenmekte kendisinden. Ona iyi izahat vererek istediğim şeyi bir seferde alabilmek için çok çalıştım, bu uğraşlar neticesinde kendisinde bir arpa boyu ilerleme olmadı ancak ben daha sabırlı bir insan oldum. Yalnız küfretmek gibi fena bir alışkanlık geliştirdim (tabii ki kendi kendime).&lt;br /&gt;2. Bu arkadaş aynı zamanda Türkçe konuşup yazamıyor. Özellikle yazdığı mesajlarda ne dediğini anlamak için mesajı en az iki kere okumak gerekiyor. Mesela kendi icat ettiği bir kalıp var: “değerlendirmelerinize göre hareket ediyor olacağım” “yarın bunları takip ediyor olacağım-bilmem ne ediyor olacağım”. Bu nece ya? Sen nece konuşuyorsun, Türkçede böyle bir anlatım yok! Biri söylesin artık buna bu gerçeği. Başka incilerine: “sizlerin zaman planlamasına ihtiyacımız var”, “hayırlı olsun dilerim”, “corporate görünümlü”, “hard-working bir duruşu var” örnek gösterilebilir. Ayrıca kendisinin “bununla beraber”in nerede ve nasıl kullanılacağı konusunda en ufak bir fikri yok, ilave etmek istediği her şey için bununla beraber lafını kullanıyor, cümle bitiyor ve kalakalıyorum “ne demek istedi şimdi bu?” diye. Ayy bi de şey var şey “değerlendirmelerinize göre ilerliyor olacağım”, bu benim favorim. Patla e mi!&lt;br /&gt;3. Bu arkadaş oldukça yavaş. Bizim bölümde en deneyimsiz elemanların bir saat içinde yapıp toparlayabileceği bir iş için kendisini iki gün beklemek zorunda kalıyoruz. Sorulduğunda da hiçbir hicap duymuyor, “yapıyorum yapıyorum akşama vericem” diyor. Asla sorulara direk cevap vermiyor, bahaneler üretiyor ama birinci maddede belirttiğim nedenden (angutluğundan dolayı) bahaneleri karşı tarafça yenmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle, bu arkadaş angut, dilimizi konuşamayan ve de beceriksiz biri. Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh beee. Blogun gözünü seveyim. Şimdi rahatladım. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-974594397433556354?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/974594397433556354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=974594397433556354' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/974594397433556354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/974594397433556354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/06/fiidbek-riport.html' title='fiidbek riport'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-8101426364337569793</id><published>2007-06-27T09:56:00.000+03:00</published><updated>2007-06-27T10:59:09.189+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başıma ne geldi'/><title type='text'>taş kafa</title><content type='html'>bir ayı devirdik yine. madem yazmıycan ne açtın bu blogu. bu iç sesle pek bir didişme halindeyiz son günlerde. her konuda bır bır bır. son vukuatım sonrası zaten iç sesin bağırtılarından kulaklarım çınlamakta. dün ufak çaplı bir kafa travması yaşadım. hem de öğle yemeğinde bir arkadaşın yaptığı bir espriye gülerken nasıl başardıysam (tekrar prova etmek istemiyorum) kafamı masaya çarptım. çarpmamla beraber belgesellerde bile değil sadece çizgi filmlerde görülebilecek hızda ve şekilde bir yumru bitiverdi alnımın ortasında! bir saniye içinde şişti alnım. buz tuttuk. az birşey indi. utancımdan mı öleyim kafamın acısına mı yanayım yoksa ölen beyin hücrelerim sonrasında bundan daha salak nasıl olabilirim acaba diye mi düşüneyim oradan oraya savruldum bir nevi. kafamda bir kayısı ile ofise döndüm. akşam evde eser miktarda sevecenlikle karışık bi de azar yedim doktora gitmedim diye. böylelikle evliliğin aşkı öldürmüş olduğu da bilimsel olarak ispatlanmış oldu. kırgınım. kafam şiş. kendimi salak hissediyorum. başım da ağrıyor. kendimi salak hissediyorum demiş miydim. hayır yani delikanlılığı feci bozan bişey gülerken kafayı yarmak. iç ses bi sus ya.&lt;br /&gt;bu sabah sabahın 8'inde termometre 30 dereceyi gördü. salaklık bundan da mütevellit olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-8101426364337569793?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/8101426364337569793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=8101426364337569793' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8101426364337569793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/8101426364337569793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/06/ta-kafa.html' title='taş kafa'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-1315197542903291489</id><published>2007-05-24T14:19:00.000+03:00</published><updated>2007-05-24T22:03:05.694+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gıcık eden şeyler'/><title type='text'>aynısından</title><content type='html'>efenim bugünkü yazımızın konusunu müstakbel karşı komşumuzun henüz taşınmadan başladığı kıl icraatlar oluşturmaktadır. mevcut komşularından dolayı şişmiş olan arkadaşlar direk öbür bloglara devam edebilirler zira böyle bir konu ile daha fazla şişmelerini istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizim evin karşısındaki daire de biz evi aldıktan kısa bir süre sonra satıldı. sevindik çünkü içinde oturan kiracı karısını dövdüğü tescilli, genelde sarhoş gezen ve de istanbul'un bu mutena semtinde muhtelif kalın insanların oturduğu güvenlikli falanlı filanlı bir sitede uluorta silah çekmiş ve de ne hikmetse kimsenin bişeycik demediği bir adamdı. ben gerçi kendisine delici bakışlar atarak oğlumun 50 metre yakınından geçerse neler olabileceği konusunda göz dağı vermeye çalıştım, artık anladıysa...her neyse, bu tuhaf aile taşındı ve yeni ev sahipleri arzı endam ettiler. şimdi burada kısa bir geri dönüş yaparak bizim eve taşınmadan önce yaklaşık iki ay kadar içinde inşaat dekorasyon yaptırdığımızı söylemem lazım. nitekim siteye verdiğimiz rahatsızlığın bende yarattığı mahcubiyet nedeniyle yarın üst katta oturan iki ev hanımının da hoşgeldiniz bahanesiyle kahveye gelmelerine razı olduğumu, bu nedenle de halen kara kara düşündüğümü de belirtmek isterim. velhasıl bu inşaat dekorasyon faaliyeti civarda öyle bir merak uyandırdı ki ev şantiye halindeyken herhalde sitenin yarısı gezdi (türk insanındaki lüzumsuz merak da apayrı bir forum konusu). ev şantiyelikten çıkıp da biraz adama dönünce artık evin showroom gibi gezilmesini yasakladık tabii ancak karşı komşumuz "ben de sizin adamlara yaptırıcam" diye direk konuya girerek biz evde yokken şantiye şefi arkadaşla evi bol bol gezmiş. bir müddet sonra yine bir oldu bittiye getirerek biz evde yokken karısını da almış ve evi gezdirmiş. bu aşamada koca kişisi konuya mesleki açıdan yaklaşarak "boşver nolacak hem bizim çocuklara da iş çıkar, komşumuz olacaklar bu kadar negatif olma, gidenler kalsa daha mı iyiydi" çizgisinde gitti. neyse dedik herhalde yeterince gezdi ve tatmin oldu. onların ev de boşaldı ve inşaata başlama günleri geldi, bunlar bir gün yanlarında uygulama ekibi yine kapıda. bıdır da bıdır da biz mutfak duvarındaki bilmem ne ölçüsünü nasıl yaptınız ona bi bakcaktık da kusura bakmayın ay çok rahatsız ettik de bıdır bıdır yine allem edip kallem edip eve daldılar. dalmalarıyla adam karısına (ki kendisine "ilknur hanım" diye hitap ediyor) "ilknur hanım bak ben bu kapıları çok beğendim aynısından yaptıracam, renk de çok güzel", "ilknur hanım bak bu duvardaki sıva güzelmiş biz de aynısından yaptıralım beğendin mi?" "sizin bahçedeki ahşapların ayısından yaptırıcam bi de sizin mutfağın camının aynısından yaptırıcam" şeklinde beyanda bulunmaya başladı. adamın ve karısının tiplerini de tarif edeyim ki içiniz açılsın. adamın saçların üstü açık (kel yani), ense ise uzun ve abanoz gibi siyah (yani boya), hep çizgili gömlekler giyiyor ve göbekli. nece olduğunu çözemediğim bir aksanla konuşuyor. kadın ise kendisinden oldukça genç, dip boyası gelmiş bir sarışın, hafta sonu gündüz vakti benim düğün makyajıma benzer bir makyaj ve 10 cm uzunluğunda küpelerle geziyor (bendeki bu ukala şekilciliğin hayatta bir zararını görmediğimi, bilakis pek faydalı kararlarımı bu özelliğim sayesinde aldığımı belirtmeyi bir borç bilirim). bu sevimli çiftin 9 ve 4.5 yaşlarında iki de yaramaz oğulları varmış ay aman çoook sevindik (benim çocuğum var diye dünyadaki bütün çocukları bağrıma basacak değilim). allahtan kadının dekorasyon zevki ile bizimki arasında önemli zıtlıklar varmış da, evde aynsından olsun istemediği şeyler kaldı, yoksa eşyaların da aynılarından sipariş edecekler diye korktum bir ara. kendimi bu kadar zor tuttuğumu hatırlamıyorum. hayvan herif, sen gelip de "aynısından yaptıracam" de diye mi biz gecelerce bilgisayar başında proje çalışıp, kataloglardan malzeme seçip, ustalarla cebelleşip sinir sahibi olduk! madem bu kadar görgüsüz ve zevksizsin bari çaktırmadan yap.&lt;br /&gt;önümüzdeki günler çok feci gerilimlere gebe. ben bunlara kılım abi. çekemiycem valla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-1315197542903291489?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/1315197542903291489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=1315197542903291489' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/1315197542903291489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/1315197542903291489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/05/aynsndan.html' title='aynısından'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-2221911411751527807</id><published>2007-05-15T16:11:00.000+03:00</published><updated>2007-05-17T18:00:31.372+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ufaklık'/><title type='text'>bitirdi beni bu velet</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RkxtTyMsGpI/AAAAAAAAAAk/Y2z4exJcXQY/s1600-h/syd.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5065543867544902290" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RkxtTyMsGpI/AAAAAAAAAAk/Y2z4exJcXQY/s320/syd.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;blogger beni atacak herhalde, yani böyle bir mekanizma var mı bilemiyorum ama zayi ettin canım blog'u diye atabilirler beni yakın bir zamanda.&lt;br /&gt;ne bileyim, bıktım herhalde biraz. hep böyle olur bana zaten. hiç sevdiğim bir özelliğim değildir tabi bu maymun iştahlılık. heves de geçiverdi mi elime yapışır herşey, kesnlikle yapamam. ama malzeme birikti bir yandan da, hatta birikenlerden artık tedavülden kalkanlar dahi oldu. bir yerden başlayayım bari yazmaya. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;taşındık yerleştik derken sevip de kavuşamayanlar misali evde bir ayağını uzatıp oturamama hali baş gösterdi. zira hala yok ahşapçı gelcek bilmem ne takılacak yok buzdolabı bozuldu servis çağır işleri sürmekte. bu işlerin arasında en zevklisi olan bahçeyle uğraşma kısmı bile yorucu olmaya başladı zira biz bahçeli ev tahayyül ederken afacan bir veleti kompozisyonun neresine oturtacağımızı tam kestirememişiz. ufaklıkla sürekli birinin uğraşması gerekirken diğer kişi bahçede ırgatlık yapıyor (bu er kişi oluyor tabii genelde), akşama doğru afacanın ve evin kalan işlerinin helak ettiği annenin sinirler tel tel oluyor ve her akşam illa bir kavga kopuyor. neyse herhalde şöyle keyifle sakız sardunyalarımı seyredip ayaklarımı uzatıp bir çay içeceğim günler de gelecek. muhteşem çiçekler diktik açmalarını dört gözle bekliyorum. yasemin baş köşede tabii ki, sarmaşık gül, ortancalar, minik kokulu karanfiller. off. nefis. bir de sitenin manolyaları var ki her sabah tomurcuklarına bakıp ne zaman açacaklarına dair tahmin yürütüyorum. eli kulağında.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;evdeki ufak canavarda müthiş bir değişim var bu arada. kendisi dünyanın en yaramaz veleti olma yarışında sadece kendisiyle rekabet içinde. standart bir günde milyon kere mutfak dolaplarının içi boşalıyor, dvd oynatıcı vs türü elektronik aletlerin tümü kurcalanıyor, her şey yere atılıyor, uyunmuyor, bir dakika durulmuyor. geçen pazar bizim oğlandan 4 ay büyük bir kızları olan arkadaşlarımızı kahvaltıya çağırdık. artık kız çocuk farkı mı, genetik miras mı yoksa bi haltı becerememiş ebeveyn problemi mi bilemiycem kızın usluluğu beni şaşkınlıklara gark etti. bütün kahvaltı boyunca mama sandalyesinde uslu uslu olturdu, konuşmaları dinledi, yemeğini yedi, sütünü içti, güneş kremi sürdük itiraz etmedi, şapka taktık pek hoşuna gitti. yerdeki musluk başlarına ellememesini söyleyen annesine anında itaat etti. bizimki naptı? sandalyesinde oturmadığı gibi babasının kucağında onun kahvaltısını sabote ettikten sonra sıra bana geldi, benden de sıkılınca indi dolaşmaya ve nasıl mikropluk yapabilirim araştırmasına girdi, ve başarılı da oldu. şapkasını yüz kere attı. söz konusu musluk başlarına yedi kere gitti geldi. her yapma elleme deneni inadına yapıyor. siteye ilk geldiğimizde çocukların oyun alanında feci yaramaz, sürekli silahlarla oynayıp arkadaşlarını itip kakan 2 yaşlarında kaya adında bir çocuğu tespit etmiş ve de bizimki inşallah buna fazla bulaşmaz demiştik. kaya'nın bir de bir boy büyük "kankası" var, shaquille (valla şaka değil-ecnebi), en az onun kadar saldırgan ve haşarı. o kadar çocuk içinde (neredeyse 15 tane falan yaşıtı velet var) gitti bizimki direk kaya ve shaquille'e takıldı. oğlum bak orada mis gibi alp var, sakin sakin bisiklete biniyo top oynuyo. yok. bizimki ya kaya'nın peşinde ya da top oynayan 14-15 yaş grubunun. tabancayı rüyasında bile göremez yalnız. kararım kesin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şimdi hakkını yediğimi hissettim boncuğun. yaramaz evet çok feci hem de ama şu aralar aynı zamanda en tatlı zamanları galiba. geçen gün kullandığı kelimeleri bir yere yazayım dedim, kelime dediysem kendi dilinde kelime yerine geçen şeyler, vovvov (köpek) pop (top) gibi..55 kelime kullandığını farkettim, bir iftihar ettim ki sanki çocuk okumayı söktü. onun yaşı için normal belki, hatta ondan çok çok ileride cümleler bile kuruyor olabilir yaşıtları. yine de iftihar ettim cüceyle. yukarıda da naçizane uyku pozunu paylaşıyorum, kendisi ice age'deki syd karakteri kadar rahatsız bir tip olup uyumadan evvel veya uyurken yetmiş çeşit acayip pozisyon alabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;inşallah bir dahaki yazımı bahçede yeşil çayım eşliğinde yazacağım. yani sırf yapmış olmak için. yoksa gözüm açık gidicem. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-2221911411751527807?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/2221911411751527807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=2221911411751527807' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2221911411751527807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/2221911411751527807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/05/bitirdi-beni-bu-velet.html' title='bitirdi beni bu velet'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RkxtTyMsGpI/AAAAAAAAAAk/Y2z4exJcXQY/s72-c/syd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-3004733578222113305</id><published>2007-05-01T13:17:00.000+03:00</published><updated>2007-05-02T09:58:48.808+03:00</updated><title type='text'>genel gidişat</title><content type='html'>taşındık evelallah ve bitti. bir adet bardak kırıldı o kadar. yerleşme henüz bitmedi elbette, sanırım tam anlamıya yerleştim demem için benim bu evde bir kaç ay geçirmem lazım. hala akşamları eve dönerken şantiyeye gidiyormuşum gibi geliyor, oradan da asıl eve geçeceğim gibi düşünüyorum. şantiye doğru, hiç bir şey varolmadan önce sadece bir gaz ve toz bulutu vardı aşamasından ev haline geldi ya bu ev, inanamıyorum.&lt;br /&gt;aslında önemsiz bir mevzu sonuç olarak, hele de ülkede işler buralara tırmanmışken. ne gazeteleri elime alasım var (zaten artık tavırları ve tavırsızlıkları burnumuza kadar gelen şu klasik gazeteleri almaktan vazgeçtik) ne de televizyondan takip edesim. dün (1 Mayıs'ta) "madem öyle görürsünüz siz" tavrıyla uygulanan sıkıyönetim provası her şeyin üstüne tuz biber ekti. bırakın öğrencilere yapılanları, yoldan geçen işine gücüne gitmeye çalışan insanların uğradığı faşistçe zulüm, şehrin keyfi olarak kilitlenerek resmen suratımıza suratımıza sopa sallanması hala bu adamların istifa etmesine-görevden alınmasına yetmiyor. velhasıl pek çok kişinin olduğu gibi bizim ev halkının da canı sıkkın.&lt;br /&gt;yarından itibaren bizim şirketin işe alım görüşmeleri başlıyor, ben de orada görevliyim. günlerdir başvuru-özgeçmiş okumaktan beynim sulandı. &lt;a href="http://elifinkosesi.blogspot.com/"&gt;sınav kağıdı okuyan hocalara &lt;/a&gt;allah kafa ve sabır versin. hafif hafif orta yaş kıvamında bir hal tavır içine girdiğimin farkındayım ama bu yeni nesil de bir hoş azizim. işe başvuru formu bu kadar mı özensiz doldurulur. sorulara bu kadar mı okumadan rastgele cevaplar yazılır. ben de bu şirkete aynı formu doldurarak girmiş idim zamanında, o zamanlar elimizde form bir kaç gün okulun kantininde oturup ne yazsam nasıl yazsam diye uzun uzun düşünürdük.  &lt;a href="http://cekilinbendeyazcam.blogspot.com/"&gt;keçileri kaçan arkadaşım &lt;/a&gt;bilir mesela.&lt;br /&gt;yağmur da ne güzel yağdı dün akşam ve bu sabah. bahçeye ektiğimiz çim tohumları başlarını çıkardılar yeşil yeşil, çok sevinçliyim. fırında kabaran keke bakar gibi gidip gidip cılız yeşil başlarını seyrediyorum. şöyle sımsıkı gür bir çim örtüsü olsun istiyorum ki ufaklığı top gibi yuvarlayalım üstünde.&lt;br /&gt;oldu madem. bugünlük bu kadar yetsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-3004733578222113305?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/3004733578222113305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=3004733578222113305' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/3004733578222113305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/3004733578222113305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/05/genel-gidiat.html' title='genel gidişat'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-94745010553311666</id><published>2007-04-10T12:12:00.000+03:00</published><updated>2007-04-16T13:38:12.706+03:00</updated><title type='text'>bahane çok</title><content type='html'>insan ayda bir blog'unu güncelliyorsa bu işi bırakmalı mıdır? ama izah edebilirim. çok meşgulüm. sürekli meşgul olmak da bu çağın hastalığı galiba. ama yine izah edebilirim. biliyorsunuz taşınmak en majör stres kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor artık beynelmilel stres bilim camiasında. biz taşınıyoruz. daha doğrusu taşınacağımız evi taşınabilecek hale getirmeye çalışıyoruz. ufaklıktan geriye kalan tüm enerjimiz bu işe vakfedildiği için hayat altüst oldu son zamanlarda. neyse umarım kazasız belasız bir biçimde bu maraton 26 Nisan'da bitecek ve ev değiştirmiş olacağız. ondan sonra sanırım artık 20 sene falan kıpırdamak istemiyorum.&lt;br /&gt;arayı çok açtım doğru, aslında biraz da yazmaya ara vermek istedim galiba. neyse bu uzun bir konu. bir ara irdeleyeceğim ama şimdi değil. zira öyle bir "yap"lar listem var ki bugün, geceyarısına kadar çalışsam ancak biter. Bu "yap"lar listesi lafını lugatıma katan sefkili eşime de buralarda işi dahi olmamasına rağmen teşekkür etmeyi borç bilirim. senelerce şuursuz şuursuz to-do diyip gezdim ortalıklarda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-94745010553311666?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/94745010553311666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=94745010553311666' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/94745010553311666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/94745010553311666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/04/bahane-ok.html' title='bahane çok'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-6162063983257061644</id><published>2007-03-14T09:52:00.000+02:00</published><updated>2007-03-14T09:55:34.874+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başıma ne geldi'/><title type='text'>bu koca evrende yalnız olamayız</title><content type='html'>Bu hafta işe hep taksiyle gelmem gerekti. Arabamın kenarını çok &lt;a href="http://cekilinbendeyazcam.blogspot.com/2007/02/yine-biraz-deniz-oh-afedelsiniz.html"&gt;afedelsiniz &lt;/a&gt;hıyar gibi (Microsoft Word beni argo veya kaba sözcük, cık cık cık” diye uyardı) otoparkta sürttükten sonra tamire verdim dolayısıyla İstanbul’da beni en çok geren şeylerden biri olan taksiye binme eylemine mecbur kaldım. Gerçi korktuğum gibi olmadı birkaç gündür genelde sigara içmeyen ve fazla konuşmayan taksi şoförlerine denk geliyorum. Hatta dün sabah bindiğim taksi bal dök yala kıvamındaydı. Arka koltukta otururken içimden “iyiymiş ya bu, aslında şöyle patron olmak var, şoförün olacak, sen sabah trafiğinde gerileceğine tıngır mıngır giderken gazeteni okuycaksın, peh” şeklinde ahkam kesmekteydim ki şoför bana “isterseniz gazete var, okur musunuz?” dedi ve bir adet okunmamış gazete uzattı. İnsanoğlu tatmin olmuyor tabii çok sevinmek ve gazetenin üzerine atlamakla beraber “yav bi de kahve isteseymişim keşke” diye düşündüm, adama teşekkür ettim, adam ne dese beğenirsiniz? “Maalesef kahve servisimiz yok henüz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ajan Mulder, Ajan Scully, görev başına!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-6162063983257061644?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/6162063983257061644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=6162063983257061644' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6162063983257061644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6162063983257061644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/03/bu-koca-evrende-yalnz-olamayz.html' title='bu koca evrende yalnız olamayız'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-1294896415452784422</id><published>2007-03-13T08:56:00.000+02:00</published><updated>2007-03-13T09:23:20.848+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ufaklık'/><title type='text'>bir canavar yetişiyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RfZOfwQah7I/AAAAAAAAAAY/XfkezJO81iM/s1600-h/mini.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5041303140324509618" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RfZOfwQah7I/AAAAAAAAAAY/XfkezJO81iM/s200/mini.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;korkmaya başladık. ufaklık bir yaşını devirdiğinden beri giderek artan bir ivmeyle canavarlaşıyor. çocuk karşılaştırmak doğru değil tabii ancak haftasonu bizi ziyarete gelen arkadaşlarımızın bizimkinden dört ay büyük kızlarının laf dinlemesi ve sakinliği bizde bir soru işareti uyandırdı. yoksa bizimki yavaş yavaş canavarlaşıyor mu? bir kere o çene hiç durmuyor. ne söylüyor ki daha bir yaşında derseniz ortada ele gelir adam gibi birşeyler yok ama kuş dili gibi bir dil tutturmuş bıdır bıdır birşeyler anlatıyor. daima gitmemesi gereken yerlere kaçıyor, daima oyun istiyor, istediği olmazsa yaygarayı basıyor ve ikimiz de evdeysek zinhar uyumuyor. özellikle baba (en çok onu özlüyor çünkü). ev daima savaş alanı gibi, topla allah topla bitmiyor. yemek yeme faslımız ise ömre bedel. şekil 1-A'da görüldüğü gibi "kendim yicem" diye tuturduğunda onu sadece banyo paklıyor. sonradan mutfağı toparlayabilmek ise tam bir çile. ya yemek yerken cebren eline geçirdiği herşeyi yere fırlatıp atması? onun için dünyanın en zevkli oyunu. alt komşularımızda herhalde peygamber sabrı var. ya da ağır işitme bozukluğu. çünkü ben şimdiye kadar çoktan "anlamam ulen ben çocuk mocuk kafa bu kafa!" diye kapıya dayanmıştım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonuçta ne oluyor? zombi gibi geziyorum. dün (pazartesi, yani haftanın en dinlenmiş olmam gereken günü) ne oldu, bütün gün kafamı zor tuttum, iki sayfa yazıyı okuyamadım, en sonunda erken çıkıp eve geldim. gayrisafi milli hasılaya zarar bu velet. üretkenlik yerlerde sürünüyor. bugünden ümitliyim. ne olursa olsun çalışıcam (fonda "eye of the tiger" çalsın, ben computer literate arkadaşlar gibi şarkı türkü linki veremicem şimdi bitkinim).&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-1294896415452784422?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/1294896415452784422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=1294896415452784422' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/1294896415452784422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/1294896415452784422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/03/bir-canavar-yetiiyor.html' title='bir canavar yetişiyor'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/RfZOfwQah7I/AAAAAAAAAAY/XfkezJO81iM/s72-c/mini.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-7627797281751923490</id><published>2007-02-25T15:50:00.000+02:00</published><updated>2007-02-25T16:16:56.549+02:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5035473665212370306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/ReGYnpLRTYI/AAAAAAAAAAM/Vlt0Vc4bpLM/s320/gumusluk.jpg" border="0" /&gt;Bazen kaçıp gitmek istiyorum. İçimden hemen ayakkabıları giyip kapıdan fırlamak ve ne zaman istersem o zaman geri dönmek hissi yükseliyor. Sadece kendimle baş başa kalabileceğim, kendime ayırabileceğim bir zaman olabilsin istiyorum. Hiçbir şey yapmadan bir banka oturup mal mal denize bakmak, kulağımda bir müzik nereye gittiğimi, kaçta döneceğimi, biraz daha yürürsem kan şekerimin düşeceğini falan düşünmeden yürümek yürümek yürümek istiyorum. Yaklaşık on sene önce yapardım böyle şeyler. Uzun yürüyüşlere çıkar, kafam eskisinden daha dağınık olarak eve dönerdim yine de iyi gelirdi yürümek. Şimdi çıkıp gitsem de çıkıp gidemiyorum. Ne demek istediğimi de anlatamıyorum. Aslında anlatmak da istemiyorum. Kendimi izah etme kaygılarımın da çok gerilerde kaldığını görüyorum. Hiçbir şey o kadar da önemli değil. Artık bana keyif veren şeylerin ne olduğunu bile hatırlamıyorum sanki. Gözlerim kapalı dinleyebileceğim bir müzik, kafamı kaldırmadan açlığımı hatırlamadan okuduğum bir kitap ve kitabın sessizliğinde dalınan uykular, güneşli ılık bir havada yürümek, yüzmek, iyi bir film izlemek, sırf sohbet etmenin, gevezeliğin tadını çıkarabilmek için sıcak küçük bir bara gidip şarap içmek, lale dikme zamanında lale soğanları dikmek, saksıların toprağını değiştirmek... Kendimi o kadar boşverdim ki, şimdi cezasını çekiyorum galiba. Bu yazdıklarım bana zevk verirdi eskiden şimdi hadi git biraz dinlen deseler hiçbirini yapmayı seçmem galiba. Neyi seçerim , yerlerine birşey koydum mu-hayır. Arkamda sürekli taşıdığım ve dağ gibi büyüttüğüm bir yorgunluk var. Artık dinlensem de geçmiyor, öyle yapışkan ağır bir his halini aldı. Biriktirmemek lazımmış herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında sadece biraz mola istiyorum. Bi durun n’olur ya, bana bir müddet izin verin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-7627797281751923490?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/7627797281751923490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=7627797281751923490' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7627797281751923490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/7627797281751923490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/02/blog-post.html' title='...'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_hoJlPuhGGaY/ReGYnpLRTYI/AAAAAAAAAAM/Vlt0Vc4bpLM/s72-c/gumusluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-6895343771677504716</id><published>2007-02-22T09:20:00.000+02:00</published><updated>2007-02-22T10:23:07.101+02:00</updated><title type='text'>iyi ki doğdun miniğim</title><content type='html'>bugün oğlumun ilk doğum günü. öğlen saat 12:26'da dünyaya geleli tam bir sene olmuş olacak. şu geçirdiğimiz bir sene bana hem çok uzun geldi, hem kısa, hem yorucuydu hem de hayatımın en güzel, en heyecanlı, en mutlu dönemiydi. o doğmadan önceki günlerde hiç kullanılmamış tertemiz minik çamaşırlarına, battaniyelerine, yatağına bakıp bakıp nasıl biri olacak acaba, bu eşyaları kullanmaya başlayınca bunların her biri ne kadar anlamlı hale gelecek diye düşünür dururdum. ondan bahsedeyim biraz, kendine has karakterinden... bir kere çok oyuncudur kendisi. sabahları uyanır uyanmaz ilk yaptığı şey odasından bize seslenmek: bab baaab! (gelin beni alın, neredesiniz ben uyandııım heeeey!). sonra bizim yatağa gelmek ve hemen yatağın üstünde asılı duran kocaman klimt tablosuna saldırmak (3 aylık olduğundan beri o tabloya hayran, bakıp bakıp gülüyor). yatakta çeşitli oyunlar oynadıktan sonra kahvaltı faslına geçiyoruz. damak tadı da oldukça gelişmiştir oğlumun, boyuna bakmayın. kahvaltıda biz ne yersek onlardan yer. peynir, zeytin, zeytin yağı, roka (inanılmaz değil mi, bizim yeşil bi takım şeyler çiğnediğimizi görür görmez ondan yemek istedi), ev yapımı ekmek favorisidir, eski kaşar, yumurtalı ekmek sonra bitki çayı.. yanında birisinin bardaktan herhangi bir şey içtiğini görmesin, hemen ister, daha 10 aylıkken bardaktan içmek istedi, suyunu, ıhlamurunu, diğer çaylarını.. bebek bardağından mecburen içiyor küçük bey. en sevdiği şey hep beraber pazar kahvaltısı yapmak. sonra da babasıyla alt alta üstüste oynamak. benimle kitap okumak (sonunda küçük kızın annesinin ona bir kedi aldığı kitaba bayılıyor, kızın kediye kavuştuğu sayfada hep gülüyor). favorileri kediler, köpekler ve cama konan kuşlar. evin her yeri kedi, köpek resimleri ve kitaplarıyla dolu. kediye tisss (pisi pisi), köpeğe vovvov, dışarıdan uçak geçtiğinde vuuuu, yemeklere memmem, babaya babbaa, oyuncak papağanına pa, balıklara ba, muza mu, ineğe mo (kısa ve netiz yani), kalorifere ve sıcak çaya çıss, arabalara ab, çoraba ap (nüansa dikkat) diyor. daha başka bir sürü ses ve hece çıkarıyor ve hepsiyle birşeyler demek istiyor. hemen hemen her talimatı anlıyor (onu bana ver, bunu al, babaya bak, kuşlara bak, dışarı çıkalım, koş yakalıycam seni). açıkhavadaki her etkinliğe bayılıyor; park, dışarıda yürüyüş, arabada gezme. saklambaç oynamayı, babasıyla benim tuvalet masamdaki deodoran, krem gibi ıvır zıvırları devirip kaçmayı çok seviyor, kahkahalarla gülüyor. doğduğundan beri banyo yapmaya ve suyla oynamaya bayılır bir de benim temiz oğlum. her gün banyo yaparız beraber, uyumadan önce, yazın da her gün bebek havuzunda oynama faslımız vardı. yiyeceklerden doktorunu şaşırtan şeyleri sever, mesela kereviz, pırasa, brokoli. bu aralar ıspanakta problem yaşıyoruz gerçi ama genel olarak çok sebzeci bir çocuk. makarna ve yoğurt en iştahsız olduğunda dahi asla hayır demediği iki şey. yemeklerini kendisi eliyle yemeyi sever (barbunyaları çerez gibi teker teker ağzına atışı görülmeye değer), birinin onu beslemesinden hoşlanmaz. sonra tarhana çorbasını sarımsaklı sever. balığı sadece çorbada yer. genel olarak kadınlara karşı çok sıcakkanlı erkeklere karşı seçici. uyurken müzik dinlemeyi seviyor, uzaktan kumandayla radyoyu açmayı öğrendi, "bir aslan miyav dedi" ve "biz tam yedi cüceyiz" şarkılarında çoook gülüyor. bir de Müzikli Alfabe albümündeki "L" harfi hemen moralini düzeltiyor (lololololo lokum, lokum yoksa ben yokum). anlat anlat bitiremiyorum. beni bıraksalar saatlerce ondan bahsedebilirim. sonu gelmez. hele onunla ilgili umutlarıma, hayallerime, onun için yapmak istediklerime başlasam duramam herhalde. aslında çok uzun bir liste değil onun için istediklerim. ne "ileride şu olsun bu olsun", "şu sporu yapsın, bu hobisi olsun" ne de başka bir şey. hayatından memnun olmasını ve iç dünyasının dengede olmasını isterim en çok. hayatın sevinçler, mutlu anlar, başarılar içerdiği kadar mutsuzluk, acı, yenilgiler barındırdığını da bilsin. bunların hepsinden tattığı halde yine de var olmaktan kendisi olmaktan hoşnut olsun isterim. annesinin bir tanesi. ah burnumun direği sızlamaya başladı ben gideyim. iyi ki doğdun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-6895343771677504716?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/6895343771677504716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=6895343771677504716' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6895343771677504716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/6895343771677504716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/02/iyi-ki-dodun-miniim.html' title='iyi ki doğdun miniğim'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-117161898634144190</id><published>2007-02-16T11:41:00.000+02:00</published><updated>2007-02-16T11:43:06.353+02:00</updated><title type='text'>eczanelere ne oldu böyle?</title><content type='html'>Eczacılara ne oldu böyle? Daha doğrusu eczanelerin fonksiyonunda bir değişiklik mi oldu? Dün mutena bir semtimizin işlek bir eczanesine gidip insülin almaya çalıştım. Eczanenin kapısından içeri girer girmez üzerime seğirten civciv sarısı saçlı ve yedi kat makyajlı “parfümerist” (böyle bir laf yok tabii ben icat ettim) kızları güç bela savuşturduktan sonra etraftaki krem, manikür seti, şampuan ve selülit hapı standlarını yararak ilerledim ve eczacıya benzer birini bulup reçetemi uzattım. Şimdi hepimiz dünyada milyarlarca Türkiye’de de milyonlarca diyabetik olduğunu biliyoruz. Yani kırk yılın bir başı karşılaşılan nadir bir hastalık değil bu, dolayısıyla insülin de öyle 365 günde bir kere satılan bir ilaç değil. Bugüne kadar hangi eczaneye gittiysem insülin reçetesi uzatınca adamların suratı karışıveriyor. “Ulen nerden bulacaz şimdi bunu?”dan “sigorta migorta şimdi uğraş dur anasını satayım”a pek çok ifade geçiyor yüzlerinden. Bu eczanede de durum farklı olmadı. Aslında ilaç ellerinde var, ancak nedense bulmaları pek zaman aldı. Bir tanesinden reçete edilen kutu adedi kadar almamış getirtmeleri gerektiği söylendi. Ne kadar sürer dediğimde de “2 saat falan” cevabını aldım ki içimden yükselen “OHA!” nidasını kibar bir insan olduğum için bastırdım ve geçmiş 4 senelik tecrübeme dayanarak saçmalamamalarını, ecza deposundan her hangi bir ilacın yarım saat içinde rahatlıkla getirtilebileceğini söyledim. Cevap olarak yüzüme mal mal bakıldı. Anladık çaresiziz. Her neyse, uzunca bir süre de sigorta şirketinden provizyon almak için cebelleştikten sonra insülinime kavuştum, tamı tamına 40 dakika harcadıktan sonra. Onlardan alışveriş merkezinde yarım saatlik bir işim olduğunu, yarım saatliğine insülüni buzdolabında bekletmelerini ve eve götürmem için de bir buz kaseti hazırlamalarını rica ettim. Yine geçmiş 4 senelik tecrübeme dayanarak söylüyorum ki zaten insülin satan herhangi bir ecza deposu veya eczane ilacı ayrıca bir uyarıya mahal vermeksizin buz kasediyle takdim eder. Yarım saat sonra ilacı almak üzere eczaneye uğradığımda insülini bir torbaya koyup verdiklerini gördüm buz kasetini tekrar rica ettim, o sırada anlaşıldı ki eczanede buz kaseti yok. Beni bir süre ikna etmeye çalıştılar “Eve gitmeniz ne kadar sürer ki? N’olcak ki?” falan diye ama baktılar domuz gibiyim, Starbucks’tan buz aldırtıp bir naylona sarıp bana ilacı öyle teslim ettiler. Orada geçirdiğim 40 dakika zarfında satışlar inanılmaz iyiydi. İkisi de bir örnek çizmenin içine sokulan kot pantolon giymiş sarışın anne-kıza selülüt korsesi, cildi sivilceli başka bir hanıma 479 YTL’lik bir krem (ki eczacı hanım bizzat Los Angeles’ta bu markanın eğitimini almış, uzun uzun anlattı), başka bir hanıma sampuan, başka birine bilmem ne kremi satıldı. İlaç veya sağlık malzemesi nevinden bir kişiye yara bandı satıldığını gördüm şimdi yalan olmasın. Düşünüyorum da diyelim bir hipoglisemi krizine girdim, normalde bütün el kitaplarında en yakın eczaneye gidip glikoz iğnesi yaptırmak gerektiği yazar. Ben bu eczanelerin hangi birinde ne iğnesi yaptırabilirim ki? Şekeri veya tansiyonu düşmüş, ateşi çıkmış, bir yeri kesilmiş pansumana ihtiyacı olan birinin suratına da aynı mal ifadeyle boş boş bakacaklarına kalıbımı basarım. Ama saçınız mı dökülüyor, gözaltı kırışıklığınız mı var, en pahalı selülit kremi hangisi merak mı ediyorsunuz? Hizmet kalitesi süper.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-117161898634144190?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/117161898634144190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=117161898634144190' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/117161898634144190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/117161898634144190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/02/eczanelere-ne-oldu-byle.html' title='eczanelere ne oldu böyle?'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-117086233014411944</id><published>2007-02-07T17:19:00.000+02:00</published><updated>2007-02-07T18:26:37.400+02:00</updated><title type='text'>misafircilik</title><content type='html'>Geçen hafta sonu çok bayılırmışım gibi misafirliklerle geçti. Aslında ben bu konuda çelişkili bir tipim. Mesela sevdiğim arkadaşlarım her gün bize gelsin, kah kah kih kih gülelim, geyik yapalım, yemek yiyelim, çay kahve içelim isterim. ama azıcık kıllandığım birini misafir edeceksek hayat bana zindan olur. Topu topu bir saat sürecek bir ziyaret veya basit bir akşam yemeğidir eninde sonunda, ama bütün günüm kasvetli geçer nedense. İşte geçen hafta sonu biri bizim ağırladığımız diğeri de nezaketen gitmek zorunda olduğumuz iki adet misafirlik vakası bu postun konusunu oluşturmaktadır. Bize gelenler aslında kuzen sayılırız, iki kardeş ve çocukları, senelerdir görüşülememiş, bir vesile olmuş, ufaklığı da görmek istemişler, buyurdular. Sadece bir saat uğrayacaklardı, telefonda bana "biz akşam da yemeğe gideceğiz aman fazla bişey yapma" dendi. Fazla bişey? Haa bişey yapılır di mi misafire (yuh yabani) onu da fazla yapmıycakmışım? Napcam ben ya hiç anlamam börek kek bilmem ne, bizim evde malum hiç olmuyor, napsam ki? bir tarif kitabından süper sağlıklı tam buğday unundan pekmezli falan bir kurabiye yaptım çay kahve ile yenir işte bi de börek mi açıcam dedim, sonra gelmelerine bir saat kala gözüme az göründü (ya da şu "fazla bişey" lafındaki "bişeyler yap, yani birden fazla çeşit olsun ama çok abartma" şeklindeki gizli ültimatom beni rahatsız etti) bir de çavdar unuyla çubuk kraker yaptım. bu elin ayağın birbirine dolaşması hali beni sinir etti. Noluyosa.. Sonra eve gelir gelmez bir şekilde bu evde kaça oturduğumuz sorgulandı. Ben insanlara aldıkları şeylerin, oturdukları evlerin veya maaşlarının direk sorulmasından acayip rahatsız olurum. Yani sana ne ki? Napıcan? Sana ne diye söyliyim böyle bişeyi? Bu veriden yola çıkıp nasıl bir sonuca ulaşmak istiyorsun ki bunu sorguluyorsun? Başa dönecek olursak; kısaca sana ne işte? Neyse cumartesi günkü kafileyi tatsız kurabiyelerimle cezalandırdıktan sonra pazar günü biz bir yere gittik. Bu seferde odada ne kadar insan varsa oğlanı şapır şupur öpmeye kalktı. Cinlerim tepeme çıkıyor bu bebek bulunca hemen yanağına öpücüğü kondurma işine. Öpme kardeşim ya benim çocuğumu, ne biliyim ben kim bilir ne virüsü var sende, ne öpüyosun hem o bakalım edilgen bir şekilde öpülmekten hoşlanıyor mu? Sevimli olmaya (nedense) oldukça gayret göstererek ahaliyi uyardım, yine tipin teki olarak kategorize edildim eminim ama pişman değilim. Ha bir de ev sahibesinin hazırladığı "ikramları" görgüsüzlük addedilmezse ibreti alem için saymak istiyorum: mercimek köfte, üç çeşit içle hazırlanmış börek, makarna salatası, patates salatası, kek, aşure, fındıklı kurabiye ve bir çeşit tatlı bi şey daha (aklım hafsalam almadı yani, artık sonlara doğru gözüm kararmış hatırlamıyorum). Utanç içerisindeyim velhasıl.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-117086233014411944?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/117086233014411944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=117086233014411944' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/117086233014411944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/117086233014411944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/02/misafircilik.html' title='misafircilik'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116912808584710919</id><published>2007-01-18T15:30:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T16:58:45.506+02:00</updated><title type='text'>muhasebe</title><content type='html'>insan geçirdiği yılın muhasebesinin ne zaman yapar? bazen yılbaşlarında, bazen tatile çıktığında, bazen uyku tutmadığında pencereden dışarıyı seyrederken... ben düzenli olarak her sene şu lanet vergi iadesi fişlerini yazma zamanında genel bir bilanço çıkarırım. bütün yapılan harcamaları hatırlarım (nasıl bir sapıklıksa bu artık). Gezdiğimiz yerleri, yemek yediğimiz restoranları, kavgalarımızı, eti kötü çıkan kasabı, savurganlıklarımı, güzel anıları olan kıyafetleri, hepsini tek tek hatırlarım. Bu seneki muhasebem pek dokunaklı oldu. Neler neler çıkmadı ki fiş kutusundan; doğumdan iki gün önce en son muayeneme giderken sezaryen olacağım için hayalkırıklığı ve doğuracağım için heyecan içinde oğlum için son alışverişi yapmıştım; içi kumaş kaplı hasır bir sepet, işte onun faturası çıktı mesela. sonra babasıyla ona doğmadan önce aldığımız yeşil oyuncak papağanın fişi, ailecek çıktığımız ilk yolculukta feribotta yediğimiz sandviçlerin fişi, evde yalnız olduğum bir Cumartesi günü oğlumu ana kucağından yere düşürdüğüm için apar topar acile götürüp çektirdiğim kafa ultrasonunun faturası, daha neler neler...&lt;br /&gt;öyle işte. fişten faturadan hislenmek de bana has bi tuhaflık herhalde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116912808584710919?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116912808584710919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116912808584710919' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116912808584710919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116912808584710919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/01/muhasebe.html' title='muhasebe'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116855113745196204</id><published>2007-01-11T23:15:00.000+02:00</published><updated>2007-01-12T11:32:14.793+02:00</updated><title type='text'>8 saat kesintisiz uyku kaybettiğinizde kıymeti anlaşılan harika bi şeydir</title><content type='html'>işten güçten galiba, bi ruhsuzluk bi uyuzluk sardı beni ne zamandır. yazasım yok. upuzun bir tatil yaptık ve çok yorulduk. evden bir yere kımıldamayınca 10 aylık bir canavarla dur durak bilmeden çalışmak zorunda kaldık. tipik bir tatil gününün özeti: uyandı, kahvaltı yapalım, mutfağı ve ortalığı temizle, oyna, uykusu geldi uyut, uyandı, meyve saati, parka gidelim, acıktı öğle yemeği hazırla, yedir, oyna, uykusu geldi, uyut, uyumuyor, yine dene, uyudu bi gazete okuyim bari, akşam ne yiycez yav, uyandı, ben yemek yaparken sen oyala, oyna oyna, yoğurt yiyelim, yorulmuyo arkadaş ne yediriyoruz biz buna, akşam yemeği yesin, yemiyor, iyi banyo yapalım o zaman, banyo, uyku saati, yine uyumuyor ama çok uykusu var, hah uyudu yemek yiyelim, bulaşık makinesini kim yerleştirecek, çay mı içsek, of boşver ya, film var mı, kanepe, zzzz...&lt;br /&gt;çocuk doğduğunda önce "hele ilk kırk gün bi geçsin her şey güzel olacak" yalanı atılır. nekahat dönemindeki yeni anneyi rahatlatmak lazım tabii, pembe yalan diyelim buna. kırk gün boyunca sürekli melek gibi uyuyan yavrunun feci gaz sancıları başlamıştır. sonra ilk üç ay bitsin her şey güzel olacak derler. ilk üç ay geçer. uyku ve emme düzensizliği tavana vurmuştur. ilk altı ay bitsin katı gıdaya başlasın mışıl mışıl uyuyacak derler. altı ay biter. değişen şeyler olmuştur tabii ama düzen nerede düzen? uykuya dalma nasıl öğretiliyor, sabaha kadar yüz kere uyanmayı ne zaman bırakacak, dişler kaşınıyor biteviye... artık yeni bir hedef vardır annenin önünde: 9 ay. 9. ay biter, iki-üç diş çıkmıştır ancak esaslı dişler sona kalmış meğer, bitmez diş çıkarma semptomları bir türlü, üstelik bu gece uyanmaları neden azalmıyor yav? "e, bir yaşını geçsin bi canım, sonra düzeliyo". artık yemezler. biliyorum. bir yaşından sonra da 1.5 yaşına bi gelsin diycekler, sonra 2 yaş buhranları başlayacak, sonra 3 yaş kreş mreş uyum süreci, sonra okul sonra da ergenlik geldi işte. bittik biz. evlenip çoluğa çocuğa karışsa da bi uyusak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116855113745196204?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116855113745196204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116855113745196204' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116855113745196204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116855113745196204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2007/01/8-saat-kesintisiz-uyku-kaybettiinizde.html' title='8 saat kesintisiz uyku kaybettiğinizde kıymeti anlaşılan harika bi şeydir'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116669114099355319</id><published>2006-12-21T10:29:00.000+02:00</published><updated>2006-12-21T10:52:21.036+02:00</updated><title type='text'>presentation skills</title><content type='html'>işte beklediğim hava geldi. evet geldi de ne oldu. melankoli desem değil, bezginlik desem değil, öyle tuhaf aromalı bir his sardı beni iki gündür. bugün evde olacaktım güya ama öğleden sonra şirketin devasaaaaa bir semineri var ve benim de orada bir sunumum. ve tabii ki hazır değilim. şu an tam olarak yapmam gereken biraz sunum üzerinde çalışmak, bir duş almak, giyinmek (bu ruh halindeyken şık olmanın zorluğunu belirtmeden geçemeyeceğim) ve gidip orada enerjik bir biçimde sunumumu yapmak. sabah mecburi migros tavafımı gerçekleştirdikten sonra azalmış pilim iyice bitti. aklım almıyor nasıl bu kadar çok tüketebiliyoruz? çekirdek ailenin böyle bir tüketme kapasitesi varsa 2-3 çocuklularda durum nedir? vagonla mı gidiliyor alışverişe? ki bizim eve asla girmeyen şeyler vardır, her tür abur cubur, şarküteri, meşrubat vs. alınanlar sebze meyve bakliyat süt yoğurt mecburi temizlik malzemeleri falan. ama kollarım kopuyor her hafta. internetten sipariş edememe huyum var nedense kendim görüp seçip almak zorundayım. zorundasın da taşırsın işte her hafta asansörsüz eve tonlarca poşeti.&lt;br /&gt;sabah sabah bir başka sorunum da şu: ben neden hiç örnek öğrenci olamıyorum? çok istiyorum bunu gerçekten. bunu tercih etmeyen insanlar vardır, takdir ederim o duruşu, muhaliftirler, kurallara göre oynama zorunluluğu hissetmezler, her şeyleri tam değildir ama bu bilinçli bir seçimdir. oysa ben örnek öğrenci olmak istiyorum. herşeyi düzenli (evi, ofisi, gardrobu, saçları, manikürü), doğru zamanda doğru yerde bulunup doğru insanlara doğru sözleri söyleyen, evi de idare eden kitap da okuyan spor da yapan, her işini zamanında teslim eden, lüzümsuz ofis içi mesajlara bile vaktinde ve tam da olması gerektiği gibi cevaplar gönderen... inek işte tam. inek öğrenci olmak istiyorum ben ama beceremiyorum. muhakkak bir noktada yoldan çıkıveriyorum ki inekliğin kitabında arasıra yoldan çıkmak falan yazmaz. ineklik bir yaşam tarzıdır, 24 saat süren emek isteyen bir varoluş biçimidir.&lt;br /&gt;üstelik hala duş almam, çalışmam, şık olmam ve korkarım dünya dahi yıkılsa o sunumu yapmam gerek. bir of çeksem mesela karşıki dağlar ne düşünür?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116669114099355319?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116669114099355319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116669114099355319' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116669114099355319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116669114099355319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/12/presentation-skills.html' title='presentation skills'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116652301713368839</id><published>2006-12-19T11:39:00.000+02:00</published><updated>2006-12-19T12:10:50.153+02:00</updated><title type='text'>seseka memurlarına esef</title><content type='html'>sabah SSK'da işim vardı. doğum parası dedikleri alıp işverene takdim edeceğim yüklüce parayı alabilmek için bir takım bürokratik saçmalıkları yaşamam gerekiyordu. nicedir erteliyordum sonunda yap da kurtul dedim erkenden gittim. sağolsun şirketin muhasebesindeki arkadaşlar hiç bir belgemin eksik olmamasını sağladılar da iş tahminimden kısa sürdü. ama gayet rahatlıkla on-line yapılabilecek bir işlem olmasına rağmen gizli işsizliğin doruğa çıktığı bir sistem. neyse şimdi sistemin kanayan yaralarını tartışamaycağım, ben daha çok oradaki memur arkadaşlara şişmiş vaziyetteyim. kimsenin suratına bakmazlar, aksiler, eğitimsiz ve kabalar, orada iş için bulunan kimseye yardım etmek gibi bir niyetleri yok ve de çok çok sevimsizler. eskiden şöyle düşünürdüm; sen de o kadar zor koşullarda çalışsan, kimbilir sabahın kaçında kalkıp ne tür bir vasıtayla işe gelsen, bütün gün birilerinin sigara içip şikayet ettiği bir ortamda sürekli aynı rutin işi yapıp dursan, kimbilir nasıl bir tip olurdun? ama sabah karşılaştığım manzara bu düşüncemi değiştirdi. insanın içinde olacak "insanlık", öyle yaşam koşullarıyla falan olmuyor.&lt;br /&gt;olaylar şöyle gelişti: sırada 5-10 kişi var (ki çok çok makul), gelenlerin yaptıracağı işlemler sıradan ama oraya gelen çoğu kişi belli ki daha önce hiç bu tür bir işlem yaptırmamış, hiç bir yerde açıklayıcı bir yazı falan yazmıyor, bir takım odalar var harala gürele birileri kimsenin suratına bakmadan çalışıyor. benim sıra numaram geldi. görevliye günaydın dedim, tıss... ayrıca ters ters bakma...uzattığım belgeleri evirdi çevirdi kontrol etti, bir yazıcıdan bir başka belge çıkardı, uzattı, tıss..yine ses yok. ben ee? bakışı attım haliyle, lütfen arka masadaki başka birini işaret etti, genel kabul görmüş işaret diline göre o beye başvurmam gerektiğini anladım. "o bey"de de durum aynıydı, o da aynı şeyleri tekrar kontrol etti, asla konuşmadı, ben yılmadan günaydın ve teşekkür ederim demeyi sürdürdüm, o da beni yan masadaki bir hanıma yönlendirdi, tıss eşliğinde tabii. yan masadaki hanım (allahım en kötüsü oydu) tabii ki günaydınıma cevap vemedi, suratıma bakmadı, aynı şeyleri kontrol etti (karikatür gibi değil mi ama aynen böyle), suratıma bakmadan imza attı ve bu kimin diye kağıtları havaya uzattı, aldım, herhangi bir izahat yok, "ee?" dedim artık sabredemeyerek, "şimdi ne yapmam lazım?", suratındaki o kararmış lanet bakışı herhalde bu geceki kötü rüyamda yeniden göreceğim, "vezneye" dedi. bu nasıl bir kelime tasarrufudur! her neyse vezne ve muhasebe bölümlerinde de insanı şişiren işlemler ve benzer tavırlar devam etti, işim bitti, çıktım.&lt;br /&gt;sonra düşündüm. bizim plazada tuvaletleri temizleyen bir görevli var. özel bir temizlik şirketinin elemanı, devlet memurundan fazla para kazandığını sanmıyorum. işi ne dersek belli işte, akşama kadar temizlik. kimsenin ona fazlaca günaydın teşekkürler dediğini de sanmam. ama bu görevli sizi temizlik sırasında sırada beklerken görürse muhakkak "sizi de beklettik kusura bakmayın" der, geçerken yol verir "buyurun" der, kibarca güler. şimdi bu adamın hayat koşulları çok mu kolay? işini çok mu seviyor, ilkokulu bitirmiş midir?&lt;br /&gt;bundan sonra ilk devlet dairesinde işim olduğunda (bir kaç sene olmamasını tercih ederim tabii) hatırlayacağım: "nezaket borcum mu var size?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116652301713368839?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116652301713368839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116652301713368839' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116652301713368839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116652301713368839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/12/seseka-memurlarna-esef.html' title='seseka memurlarına esef'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116576000716486472</id><published>2006-12-10T15:45:00.000+02:00</published><updated>2006-12-10T16:17:33.156+02:00</updated><title type='text'>felekten bir gün</title><content type='html'>epey ara verdim. işler yoğun. haftada beş gün çalıştığım zaman ne kadar iş yapıyorsam haftada üç gün temposunda da kendimden aynı işi beklememden kaynaklanıyor kısmen. çarşamba cuma oldu ya şimdi herşeyin çarşambaya bitmesi telaşı başladı, sanki cumaya yetiştirmek kolaydı da.. işleri yayıp da akşam bir iki saat geç çıkma lüksüm de kalmadı ya, gün içinde beş dakika duramıyorum. perşembe cumalarım da farklı değil, önce market alışverişi hallediliyor, kollar kopuyor, sonra muhakkak işle ilgili birşey oluyor ya bir toplantı ya bir eğitim... biraz egzersiz yapayım istiyorum ama haftada iki skorunu bile başaramıyorum şimdilik. haftaya inşallah, ümüt fakirin ekmeği.&lt;br /&gt;geçen hafta doğum günüm vesilesiyle sevgili koca bana harika bir sürpriz yaptı, izin aldı ve de felekten bir gün çaldık. çok kısa bir özet: boğazda kahvaltı (yaya yaya, üstüne çay kahve bile içildi), sonra sinema (bir yıl ara verince reklamlara bile hayran hayran baktım), sonra evde öğle yemeği (oğlumu bütün gün görmezsem olmaz), sonra beyoğlu (kitap ve cd aldım uzun uzun bakınarak), tünelde kahve (yılbaşı süsleri asmışlar, şahane olmuş), son olarak da akşam yemeği ve 9:30'da ev. ilk defa oğlumu ben banyo yaptırıp yatırmadım. ama uyumuş. biraz mahsunlaşmış, azıcık ağlamış ama kaşıkla sütünden içirmiş bakıcısı, onu içince uyumuş (bu çocuğun anne sevgisi yalan galiba, esas süt sevgisi var bunun süt!). gece yarısı uyandı tabii, sanki üç aydır ayrıymışız gibi öyle bir sarılışım vardı ki, ne manyakça bir şey bu annelik ya.&lt;br /&gt;kısa günün karı:&lt;br /&gt;1- film çok beğendim: the children of men. pd james'in romanından esinlenme.&lt;br /&gt;2- kitaplar: bir adet pd james aldım. bir de philip k. dick bulmuşken, bir de bir iki senedir okumayı istediğim joseph heller'ın catch 22 romanı. pandora'yı seviyorum. ankara kitapçıları yoktur istanbul'da kim ne derse desin, bir dost kitabevi'nde insan kaybolabilir ama istanbul'da hiçbir kitapçı beni öyle içine almadı. bir tek pandora'yı ayrı tutarım diğerlerinden, orada çok iyi vakit geçiririm.&lt;br /&gt;3- cd'ler: kings of convenience (konsere geldiler gidemedim), everything but the girl (gençlikte pek severdim), bir de ne alaka modern folk üçlüsü'nün bir konser albümü. oğlum da dinlesin diye.&lt;br /&gt;bir de uyarı: akşam yemeğe gittiğimiz yer (360) mekan avantajıyla gidebildiği yere kadar gitmeyi hedeflemiş herhalde, ne yediysek (ekmekleri hariç) lezzetsiz ve özensiz çıktı. uzun zamandır merak ediyorduk orayı, konumu ve manzarasına kapıldık aslında, ama mutfağının bu kadar baştan savma olduğunu bilmezdim. biz ettik siz etmeyin. paranıza yazık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116576000716486472?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116576000716486472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116576000716486472' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116576000716486472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116576000716486472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/12/felekten-bir-gn.html' title='felekten bir gün'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116428972283868660</id><published>2006-11-23T13:35:00.000+02:00</published><updated>2006-11-23T15:53:40.016+02:00</updated><title type='text'>mood swings</title><content type='html'>kan şekeri rollercoaster'a bindi gidiyor. dün gece sabaha karşı 362'yi gördük, sabah hala 260'lardaydı. tahmin ediyorum bu hafta boyunca böyleydi bu, ölçüm yapmadım (hataaa!) ama sersem ve susamış bir şekilde uyanmalarımın sebebi tabii ki bu. öte yandan yine aynı günlerde bazen 39 bazen 45'lere düştü. kan şekerinin bu geniş dalgalanmaları bünyeyi yerden yere vuruyor. sinirlilik, bitkinlik, yoğun karamsarlık en sık başıma gelen yan etkiler. ölçüm yapmalıyım, doktorumu aramalıyım, yapmalıyım etmeliyim. bunlarla uğraşamayacak kadar canım sıkkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazın yıllardır amerika'da yaşayan bir arkadaşım amerikalı erkek arkadaşıyla beni ziyarete gelmişti. o gün tanıştığım Phil'in 20 senedir diyabet olduğunu öğrenince şaşırmıştım. yaşını sormamıştım ama 30'ları bitmemişti henüz. diyabet olmasına değil de, 20 seneden sonra hala iyi olmasına hayret etmiştim aslında. şimdi diyabette bu iyi olma hali aslında çok basit ama bir o kadar da uygulamak için heves isteyen tek bir kurala bağlı: denge. dengede olacaksın. yemek saatin, yediklerin, fiziksel aktiviten, şuyun buyun her birşeyin dengeli olacak. basit geliyor kulağa değil mi? aslında ne kadar zor. ben 3.5 seneyi devirdim henüz. şu ana kadar örnek öğrenciydim aslında. özellikle de bir diyabetlinin en büyük kabusu olan hamilelik sırasında. ama doğumdan sonra bana bir haller oldu. günlerce ölçüm yapmamalar, fazla kaçırmalar arka arkaya gelmeye başladı. galiba bıktım biraz. annemlerin obezite sınırında diyabet bir arkadaşları var. bu amca baklavaları börekleri lüpletir, kan şekerini asla ölçmez, yediklerini karşılasın diye insülini dayar. ben duyduklarıma inanamazdım onun yaptıklarını anlattıklarında. şimdi kafama yatmaya başladı aslında, bu işten insanın sıtkı sıyrılıyor bir süre sonra. kimbilir ben onun yaşına geldiğimde nasıl bir ruh hali içinde olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aman neyse kapatalım bu konuyu. sonbahar güzel bu aralar. geçen sabah birden çırağan'daki yüksek ağaçlardan nazlana nazlana yere dökülen sararmış yaprakları farkettim, sanki bir önceki sabah yoktular. sonra hafif üşüten ılık hava. güneş doğuşlarındaki kızıllık. baharlar neden güzeldir? bekleyişin heyecanını taşıdığından mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116428972283868660?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116428972283868660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116428972283868660' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116428972283868660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116428972283868660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/11/mood-swings.html' title='mood swings'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116377168300508071</id><published>2006-11-17T14:22:00.000+02:00</published><updated>2006-11-19T15:40:23.533+02:00</updated><title type='text'>oyuncak sorunsalı</title><content type='html'>demişlerdi aslında bana. bende böyle bi huy var yontamadığım: bir konuyu adamakıllı idrak edebilmem için illa o konuyla ilgili bir olayın başıma gelmesi gerekiyor. çocuk konusunda had safhada tecrübeli arkadaşlar uyarmışlardı: bu modeller oyuncak olan şeylerle değil evdeki her türlü oyuncak dışı nesneyle oynarlar, fazla oyuncak alma. bunlar neyle oynar: deterjan kutuları, tencere tava, tabii ki uzaktan kumanda ve telefon(lar). bizim küçük bey de elbette bu konuda standarttan sapmadı ve evde bulaşmaması gereken ne varsa ona hamle yaptı bugüne kadar. mesela mutfak masasında oturuyoruz, o bir süre sonra mama sandalyesinden babasının kucağına teşrif etmek istiyor. en sevdiği, kemirmeye müsait, renkli, sesli oyuncaklarından mini bir seçme tabii ki elinin altında. ama o çılgınca debeleniyor kendi boyunun yarısı kadar (ayrıca kahverengi ve dümdüz birşey olan) karabiber değirmenini ısırabilmek için. veya raflardaki baharat kavanozlarına ulaşmaya çalışıyor. tabii ki salondaki cd'ler, dergiler, her türlü şarj aleti elinden kurtulamıyor. ortada duran herhangi bir terlik görmesin, emekleyerek depar atıyor sıpa. en son numarası salondaki yemek masasının altına kafasını sandalye bacaklarından sakınarak yavaş yavaş sürünerek girmek ve orada kafasını vurabileceği muhtelif masa altı noktalarını keşfetmek. dün salondaki alçak büyük sehpanın kenarlarına tutunarak ayağa kalkma çalışmaları yaptığını görünce "hah!" dedim, "tam da bu temada bi oyuncak vardı, ondan alayım da güvenli güvenli oynasın". activity center dedikleri bu cücelerin boyuna göre bir oyuncak masasından bahsediyorum, üzerinde türlü tevir fırıldayan, dönen, ses çıkaran şey var, tutunup yukarı tırmanana eğlence garanti yani. tek bi dezavantajı var (fiyatı saymazsak) iri bir oyuncak, işi bittiğinde japon evimizin neresine tıkacağımı bilemeyeceğim bir başka ıvır zıvıra dönüşeceği de garanti. tabii ki yavrusuna canı feda annenin gözü dönmesin bi kere. oyuncak alındı. şimdi bu birinci hata. ikinci hata: yemek masası altı kampçılık faaliyetine alternatif (olur zannedilen) bir başka oyuncak daha keşfedildi. içeride de kullanılan katlanır tünel ve çadır ikilisi. çok şeker, tavşanlı falan. yani bırak beni (sığsam) ben oynıycam. tam içine girmelik, tünelinde sürünmelik, saatlerce oynanır, tabii ki pahalı... oyuncakçının eve yakın şubesinde kalmadığı için bi dünya yol ve trafik de çekildikten sonra bu iri oyuncak da alındı.&lt;br /&gt;şimdi evdeki manzara : koltuklarımız, yemek masası ve sehpa dışında kalan yegane boş alanda bu çadır kurulu, biraz ilerisinde diğer oyuncak yatıyor, veliaht içerideki odada çamaşır leğeninin içinde oturuyor.&lt;br /&gt;moral of the story: oyuncak işi yalan. ayrıca çocuk yapmadan önce bi antrepo falan kiralamak lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116377168300508071?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116377168300508071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116377168300508071' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116377168300508071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116377168300508071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/11/oyuncak-sorunsal.html' title='oyuncak sorunsalı'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116351645367045219</id><published>2006-11-14T16:50:00.000+02:00</published><updated>2006-11-17T12:45:08.406+02:00</updated><title type='text'>ihtiyaçlarım var</title><content type='html'>bebek ayağından çıkmayan dize kadar çorap üretilsin. bebekler için nezle durdurucu ilaç icat edilsin, yani insanlığın kalanı için değil ama sadece bebekler için şart bu ilaç, burnunu nasıl temizleyeceğini bilmeyen üstüne üstlük mendille silinmesine de son derece karşı olan bi bebek nezle karşısında zaten 1-0 yenik başlıyor maça. bi de yukarıdakilere ilave olarak virüs dedektörü de icat edilsin lütfen. alarmı olsun bu dedektörün kapalı yerlerde, hasta insanların yanında falan ötsün. bebeği olan anlar. napiyim.&lt;br /&gt;üst solunum yolu enfeksiyonu önce oğlumu, sonra beni yere serdi. ben muhtemelen oğlanın virüsten kaptım, bakıcı kendi virüsünü kendi kapmış o da aynı gün hasta geldi zaten. içimiz dışımız ıhlamur oldu, serum fizyolojik dereleri aktı burnumuzdan, piyasadaki muhtelif yumuşak mendil ne varsa kutu kutu bitti..bitti de bu nezle bitemedi bi türlü. 10 günü devirdik, azaldı ama bitemedi, lakin artık benim fırk fırk sesi duymaya tahammülüm yok.&lt;br /&gt;nezlenin ilacı var aslında ama ilaç firmaları hasta insanlar üzerinden para kazanmak için bunu henüz kamuoyuyla paylaşmıyorlar. aslında insanoğlu aya da ayak basmadı.&lt;br /&gt;kitap okumak istiyorum. her daim kitabım duruyor başucumda ama kitap helak oluyor ben onu bitirene kadar, bölük pörçük okumaktan ben de sıkılıyorum çoğu kitaptan, elime yapışıyor yani bazı kitaplar. şöyle kaptırıp bir kaç saat en azından kitabım dışında birşey düşünmeden okumak istiyorum. eski günlerdeki gibi... doğumdan evvel ne hayallerim vardı, ohoo ben 7 ayda evde amma kitap deviririm şimdi emekliliğe sakladıklarımdan mı başlasam gibi fantastik (saf diyelim ya da) düşüncelerim vardı. şebnem işigüzel'in sarmaşık'ını (ki nasıl da bi oturuşta oku bitir bi kitaptır) ilk 4 ayda bitirmeyi başardıktan sonra kendime daha gerçekçi hedefler koydum ve ilyada'yı emeklilik rafına geri koydum. şimdi bunu çocuk doğurmamış birine anlatamazsın. "nasıl yani, evdesin işte çocuk uyuyunca aç oku" der haliyle. "çocuk uyuyunca uyu" da bu geyiklerden biridir. neyse işte ben muvaffak olamadım bu ertelediğim kitapları okuma işinde, herhalde hayat boyu proust'u da okuyamayacağım, emeklilikte de başka bi engel bulurum elbet kendime.&lt;br /&gt;şimdi ne biçim post oldu bu? ortaya karışık. benim gardrobumdan beter.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116351645367045219?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116351645367045219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116351645367045219' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116351645367045219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116351645367045219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/11/ihtiyalarm-var.html' title='ihtiyaçlarım var'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116314840768536794</id><published>2006-11-10T10:38:00.000+02:00</published><updated>2006-11-10T11:19:39.306+02:00</updated><title type='text'>oğlum büyüyor</title><content type='html'>bayramdan 2-3 hafta önce ilk diş çıktı (yaklaşık 7 ay civarı oluyor galiba) bayramdan sonra da ikincisi, sonra bir sabah mamamaa bababaaa demeye başladı, öyle birden bire, sonra yatağında tutunup ayağa kalkmaya başladı yine bir gün aniden... asıl enteresan olan her sabah bir önceki sabaha göre algılamasının daha da geliştiğini görüyorum, söylediğim şeylerin artık %80'ini falan anlıyor hatta bazı talimatlarımı dinlemeye bile başladı (saklan, koş ben seni yakalıycam, ver onu bana gibi), bir gün eline bir ekmek parçası aldı kemirmeye başladı (her ne kadar kemirdiği parçayı yutmasa da). gözümün önünde hızla büyüyor, büyüdükçe harika birşey oluyor bu! öte yandan ben ilk bebeklik hallerini de çok özlüyorum bazen. pazartesi doğum yapan bir arkadaşımızı ziyarete gittik çok güzel bembeyaz yumuk bir şey, kendimi yakaladım evde hep böyle birşey olsa diye bir şeyler dilerken. tabii mazoşist bir dilek ciddiye almamak lazım, lakin bebek nasıl da büyülü bir şey. kendimden hiç beklemezdim ben bir iki sene evvel bu kadar bebeksever biri olmayı. ancak 30'larındaki çalışan kentli kadınlarda gözlemlediğim kadarıyla sanırım insan bir süre sonra unutuyor bu büyünün nasıl bir şey olduğunu ve bana geçenlerde "bilmiyorum, annelik kendimi bağdaştırdığım bir statü değil" diye burun kıvıran arkadaşımın (ki kendisi 3.5 yaşında bir kızı var) büründüğü ruh haline bürünüyor. hormonal bi durum mu acaba? yoksa tüketmeye fena halde alışmış bireyin klasik tatminsizlik hissi mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116314840768536794?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116314840768536794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116314840768536794' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116314840768536794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116314840768536794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/11/olum-byyor.html' title='oğlum büyüyor'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116288665622660989</id><published>2006-11-07T09:53:00.000+02:00</published><updated>2006-11-10T00:49:51.806+02:00</updated><title type='text'>adres değişikliği</title><content type='html'>bir takım tracikomik olaylar silsilesi sonucu blogumun adresini değiştirdim. zaten tek bir &lt;a href="http://cemozgodek.blogspot.com/"&gt;okuyucum&lt;/a&gt; olduğunu düşündüğüm için blog dünyasının temelden sarsılmayacağını düşündüm. ve fakat beni buna iten sebep pek bir komik. annem tarafından sobelendim, ki kendisine daha geçen ay "ya anne hala öğrenemedin şu enter tuşunu ya, hiç dinlemiyosun beni" diye azarı çekmiştim. o derece yani. ama hatun google'ı kullanmayı ucundan öğrenmiş. ve de körün taşı misali olmayacak bir kelimeyi yazmış, basmış o bi türlü öğretemediğim enter tuşuna, arama sonuçlarının 30 bilmem kaç küsürüncü sayfasında (bu sabıra ben şapka çıkartırım arkadaş) benim sayfam çıkmış, onu bulmuş, okumuş, aa demiş bu benim küçük kız. e tabii insanın annesinin blogunu okuması bi nevi Hawthorne effect yaratıyor üzerinde yazarken, gayrı başka bişey demicem. ama sayfama da kıyamadım böyle bi isim değişikliği yaptım geçtim. hayır, yine bulursa artık napıcam bilmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116288665622660989?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116288665622660989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116288665622660989' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116288665622660989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116288665622660989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/11/adres-deiiklii.html' title='adres değişikliği'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116239339849825634</id><published>2006-11-01T16:48:00.000+02:00</published><updated>2006-11-01T18:33:30.480+02:00</updated><title type='text'>lolipop yiyen beyaz yakalı</title><content type='html'>Müşteriye toplantıya koşuştururken sabah yarım yamalak yapılan kahvaltı yüzünden kan şekeri düşer. Bu düşüş nedeniyle artık kanıksanan ter basması, el titremesi gibi klasik semptomlar önce önemsenmez, araba kullanırken çantada bulunan iki adet kesme şeker ağza atılıverir biraz beklenir her nasılsa ofisten koşarak çıkarken çantaya atılmış bi kutu süt içilir. Ve fakat bu salak kan şekeri bi türlü çıkmamakta eller titremeye devam etmektedir. Bu arada hala Beşiktaş'ta araba kullanılarak hızla köprü yoluna çıkmaya çalışılmaktadır. Aman ya nereye yetişiyorum bi dur denir allahtan, yol kenarında bir bakkal görülür, hop kenara çek dörtlüleri yak. Bakkala girilir şık şıkıdım bi iş kadını ilkokul ikinci sınıfa giden annesi ilgisiz bi veletin beslenme çantasını hazırlarcasına torpido gözüne atmak için küçük kutu meyve suyu, bir iki tane bisküvi falan alır. Ani düşüşler için şeker almak gelir aklına başlar etrafa şeker bakınmaya. Şeker vardır tabii bu tozlu bakkaliyede, etrafa yığılmış binlerce alakasız ürün arasında şeker bulur bir iki tane. Ama neden bu şekerlerin içinde yağ var? Bakkal kadına tuhaf tuhaf bakmaya başlar, en nihayetinde 3 kuruşluk bi sürü şeker paketinin üzerinde yazan "içindekiler" kısmını sapık gibi okuyup okuyup alinden bırakmaktadır kadın, bunda yağ var, bunda da yağ var, bunda da yağ var off, ya yağsız şeker yok mu? Yok abla der bakkal. Nasıl ezbere verilmiş bi cevap, bi kere şekerin içinde ne diye yağ olsun, bunlar yeni icat saçma abur cuburlar işte, hem de hidrojene nebati yağlı (burada bir adet vampir kaçıran cross işareti yapıyoruz). Kadın en sonunda bir lolipop bulur ama yılmıştır üzerini okumaz, lolipopta da yağ yoktur herhalde varsa da atarım ya napiim der, parayı öder çıkar, arabasına biner, vınnn..&lt;br /&gt;Şimdi buradan o bakkal amcaya bi açıklama yapmak istiyorum. Bakkal amca ben low-fat diyet falan yapmıyorum. Kan şekerini hızlı yükselten tek şey yine şeker ama içinde yağ olmayacak, yoksa yavaş yükseltiyo, o yüzden okudum paketleri tek tek. Ruh hastası değilim yani, tuhaf tuhaf baktın bana ama. Bunu buradan izah etmeyi borç bilirim.&lt;br /&gt;Zor bişe kardeşim diyabet. Toplum hazır değil her şeyden önce. Hele ben şu lolipopu şekerimin düştüğü bi müşteri toplantısında çıkarıp yiyim, işte o zaman surat ifadelerine bakıcam, hehehe... Keşke takımlarıma uygun bi renkte alsaydım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116239339849825634?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116239339849825634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116239339849825634' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116239339849825634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116239339849825634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/11/lolipop-yiyen-beyaz-yakal.html' title='lolipop yiyen beyaz yakalı'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116221639241387921</id><published>2006-10-30T15:43:00.000+02:00</published><updated>2006-10-30T22:50:50.596+02:00</updated><title type='text'>Orhan kuzuları iyi otlat</title><content type='html'>Bunu yazmalıyım. Tatilin en eğlenceli anlarını Doğan Canku'nun çocuklara alfabeyi öğretmeyi eğlenceli hale getirmek için çıkardığı albümle (&lt;a href="http://www.sonybmg-tr.com/album.php?al=885"&gt;ABC Müzikli Alfabe&lt;/a&gt;) yaşadık. Albümde 29 adet parça var, her biri bir harfi tanıtıyor. Sözcük seçimleri, değişik müzik tarzlarını bir araya getirmesi (caz, pop ne ararsan var) o kadar başarılı ki, çocuklar sever mi bilmem ama ben bayıldım. Hepsi bir yana, albümü bizim Top 10 listemize sokan esas şey şarkı sözleri. Her harf için çok esprili ve komik sözler yazmışlar ama O harfinde bittik biz. "Okul, otomobil, oğlak..Orhan kuzuları iyi otlat" diye bir bölüm var ki... Arabada çocuklar yok, 4 yetişkin kıkır kıkır bunu söyleyerek gülüyoruz.&lt;br /&gt;Ha bizim ufaklık daha sadece ba ve ma diyebiliyor ama ne gam. Ben bi tek annesi manyak diye düşünüyodum ama teyzesinin de manyak olduğu geçenlerde "bulmuşken alayım" diye gidip Kumkurdu serisini almasından belli oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116221639241387921?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116221639241387921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116221639241387921' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116221639241387921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116221639241387921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/orhan-kuzular-iyi-otlat.html' title='Orhan kuzuları iyi otlat'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116220307054254966</id><published>2006-10-30T11:42:00.000+02:00</published><updated>2006-10-30T13:06:44.030+02:00</updated><title type='text'>sarı yeşil</title><content type='html'>Döndük. Hangi birinden başlasam acaba? İki bebekli ailenin trajikomik uzun yol hikayelerini mi (çorba yedi, yemedi, meyve yedi, ıslak mendiiil, kaşığı attı, oyuncağı, bezi, bilmem nesi offf-ikinci çocukta rahatlanıyor di mi?), Susurluk'ta Ulusoy'un kurduğu Amerikan tarzı kocaman tesis cumhuriyetini mi (Türklerde de abartmanın sınırı yok ama uzun yolda Starbucks iyi bişeymiş, sanki anamızın karnından kahve zincirleriyle doğduk), Balıkesir'den sonra değişiveren iklimin yumuşaklığını, bitki örtüsünün ton zenginliğini mi, Havran'da başlayan sarı-yeşil tabelaları görünce çocuk gibi sevinmemizi mi... Gidiş yolu neşeliydi tatil daha da neşeli.. Mangalı yak, balıkları asma yaprağına sar, oğlanı uyut, domatesler nasıl da kırmızı, biber bahçeden, bu zeytinyağı ne güzel, aa bulut geldi denizin rengine bak, Midilli ne tarafta, bahçede mi uyusak balkonda mı, hadi veletler uyandı dağa çıkalım, adaçayı içelim, biz ne zaman emekli olup buraya yerleşicez, uzayıp gider.&lt;br /&gt;Güney beldelerimizdeki metrekareye düşen hırt sayısı Altınoluk civarında pek düşük. Esnaf her ne kadar bayramda biz de yolumuzu bulalım mantığını öğrenmişse de daha o kadar olmamışlar, yani Bodrum falan yanında gözyaşları içinde kalır. Bugüne dek her gidişimizde burada yaşamak ne güzel olurdu demeden ayrıldığım olmadı, fakat ilk defa bu gidişimizde farkettim ki aslında orası da küçük bir kasaba işte ve genç olsam, yani üniversitede falan, cennet dahi olsa sığamazdım herhalde. Kendimi liseden mezun olmak üzere, hayatında ne yapacağına karar vermeye çalışan birinin yerine koydum iskelenin oradaki çay bahçesinde otururken, gelen geçene baktım, oradan ilk fırsatta kaçmak isteyebileceğimi hissettim ilk defa. Ne diye oturup böyle tuhaf şeyler düşündüm bilmiyorum. Yalnız şöyle bir enstantane ile karşılaştık onu anlatmadan geçemeyeceğim, Şahinderesi'nin denize aktığı yerde, denizden 250 metre falan içeride dere kıyısında yüksek ağaçların gölgelediği çakıl taşlı düzlük bir alan var. Oradan arabayla geçerken gördüğümüz kazları oğluma gösterelim diye durduk. Derenin karşı kıyısında su kenarına taşların üzerine bağdaş kurmuş iki liseli açmışlar kitaplarını, başları ellerinin arasında, yaprak hışırtıları ve kazların sesi eşliğinde arada durup berrak suya dalıp giderek okuyorlar, sakin sakin konuşuyorlar, takılıyorlardı işte. Belki onlar da kaçıp gitmek, herkesin herkesi tanıdığı küçük şehirden kurtulup, büyük şehirde kaybolmak istiyorlardı, ama ben onları kıskandım bir an için, daha doğrusu yaşadıkları o an için. Genç olmak zaten huzursuz birşey çünkü, huzur mekanları sanki daha kıymetli gençken.&lt;br /&gt;Sonra döndük işte, feribottan in, ise gir, ertesi gün yağmur karanlık. Allahtan biraz domates falan getirdik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116220307054254966?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116220307054254966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116220307054254966' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116220307054254966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116220307054254966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/sar-yeil.html' title='sarı yeşil'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116106858845902763</id><published>2006-10-17T09:35:00.000+03:00</published><updated>2006-11-06T16:00:17.276+02:00</updated><title type='text'>aldı beni bi heyecan</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1879/3909/1600/iskele.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1879/3909/320/iskele.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;neler yapıyorum günlerdir? işe gidip geliyorum, hafızasını kaybetmiş ancak karmaşık becerilerini sırası geldikçe hatırlayıveren biri gibi nasıl çalıştığımı hatırlıyorum. perşembe cuma evdeydim çok güzel geçti. oğlumla oynadım, işle ilgili bir iki e-mail'e cevap verdim içimi rahatlattım, markete gittim falan. haftasonu da "o alınacak bu alınacak" telaşıyla jet hızıyla geçti. koca çok yorgun, geçen hafta iki gün St Petersburg iki gün de Moskova'daydı (iş tabii) bu sabah bir geceliğine yine gitti gelince bir geceliğine-bu sefer yurtiçi allahtan- yine gidecek, oğlum babasını ancak Cuma görebilecek, ben zaten iki çift laf etmeye hasret kaldım onunla. Dün gece yorgunluktan 9:30'da uyuyakaldı. Ama sonra bir aksilik çıkmazsa Cumartesi Altınoluk'a gidiyoruz-yuppi!. Tabii benim hayattaki en ufak değişiklikte ortaya çıkan obsesif kompulsif (obs-komps) Mr Hyde yanım yine ortaya çıktı, kafamın içinde kımıl kımıl bin tane liste var : gitmeden alınacaklar, yanımıza alınacaklar, oğlanın şusu busu, yıkanacaklar ütülenecekler, yolculuk sabahı hazır edilecekler, falanlar filanlar. ben her yolculuk öncesi böyle bi gerilirim daha gitmeden yorulurum ama babaannenin ev yapımı cevizli ekmeğini, ben yiyemesem de tadına baktığım muhteşem sütlacını, tertemiz havayı çok özledim. Bir de &lt;a href="http://www.zeytinbagi.com/"&gt;buranın&lt;/a&gt; bahçesini. bir de adatepe'de çınarın altına oturup arka arkaya 10 tane adaçayı içmeyi (zehirlenicem bi gün adaçayından). Bir de zeytinli'den gözümüz dönüp zeytin, sepet peyniri, zeytinyağı, sabun falan almayı. Bir deee yeşilyurt köyünde meydandaki kahvede basit ama çook lezzetli kahvaltıyı. Ve dağlarda yürümeyi, taze kekik, sarı kantaron, papatyalar falan görünce çocuk gibi sevinmeyi.. Off çok özlemişim ya. Gel cumartesi gel.&lt;br /&gt;Bir de altınoluk'tan eski bir fotoğraf... Üzerinde tarih falan var şık değil belki ama ellerimle çekmiştim. Sakin bir sonbahar sabahıydı. Ne güzeldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116106858845902763?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116106858845902763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116106858845902763' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116106858845902763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116106858845902763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/ald-beni-bi-heyecan.html' title='aldı beni bi heyecan'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116064950927305708</id><published>2006-10-12T13:31:00.000+03:00</published><updated>2006-10-12T13:38:29.280+03:00</updated><title type='text'>mormonları sevelim koruyalım</title><content type='html'>dün bu tip lüzumsuz bilgilere en az benim kadar meraklı bir arkadaşım bahsetti. Amerika'da bir şirkette yöneticiler mormon tarikatındanmış ve bütün kadın çalışanlara home office çalışma esnekliği tanıyorlarmış. ilahi mormon amcalar, seviyorum sizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116064950927305708?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116064950927305708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116064950927305708' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116064950927305708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116064950927305708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/mormonlar-sevelim-koruyalm.html' title='mormonları sevelim koruyalım'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116047819921991440</id><published>2006-10-10T13:48:00.000+03:00</published><updated>2006-10-10T21:54:05.506+03:00</updated><title type='text'>talih dönmesi</title><content type='html'>bi mucize oldu. çok mutluyum (şimdilik). perşembe cuma oğlumlayım artık, bir süreliğine.  zaten dün onu ilk defa bıraktım, uzun zamandır üzerinde çalıştığı emekleme projesini gerçekleştirmiş meğer evden çıkmamı bekliyormuş. tam da evde olmadığım zamana denk geldi, içime oturmuştu.&lt;br /&gt;heyhat, bunun daha yürümesi var, konuşması var, var oğlu var, hepsi kaçacak alışmak lazım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116047819921991440?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116047819921991440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116047819921991440' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116047819921991440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116047819921991440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/talih-dnmesi.html' title='talih dönmesi'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-116039407274295825</id><published>2006-10-09T14:28:00.000+03:00</published><updated>2006-10-11T04:26:56.946+03:00</updated><title type='text'>office space</title><content type='html'>İşe başladım bugün. İkiye bölünmüş bir akılla 7.5 ay boyunca çıkmış onlarca kanun ve tebliği nasıl çalışacağımı, ilk olarak hangi müşterilere toplantı ayarlamam gerektiğini düşündüm ve 2006 sonu gelmeden tamamlanması gereken projeler birden üstüme üstüme geldi. Sabah çıkardığım "to-do list" yani nasıl desem olacak gibi değil. Aslında bu işler biter de başlamaya heves lazım. İş kıyafeti giymek tuhaf geldi, topuklu ayakkabı kumaş pantolon falan, "smart casual" işini de (ki zor bişeydir iyi giyinmek bu kodda) zaten beceremeyen biri olarak özlememişim. Spor ayakkabılarım ve kotumu isterim. Sonra herkes aynı, kimse değişmemiş oysa ben ne çok değiştim. Bir de bana akşama kadar aynı ofiste oturup çalışmak çok verimsiz gelmeye başladı, ohooo ben bu kadar zamanda neler neler yaparım: oğlumu Yıldız parkına götürürüm, yemekler yaparım, oyunlar oynarız, kitap okuruz, evi toplarım, oğlum uyursa birşeyler okurum, günlük internet tavafımı tamamlarım. Şimdi böyle yazdım diye bizim iş lay lay bir mekan zannedilmesin. Herkes öyle bilgisayarına ve işine gömülü ki bana şu an burası uzay gibi geliyor, o kadar yabancılaşmış hissediyorum kendimi. Ve de işyerinin bilgi işlem kaynaklarıyla blog yazıyorum, cidden ayıp. Zaten bu post'tan bişi çıkmaz. Arayı açmiyim dedim, ilhamım tıkandı yoksa...&lt;br /&gt;Bir de akşam trafiğini çekeyim içime bir nefeste, ooh miss...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-116039407274295825?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/116039407274295825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=116039407274295825' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116039407274295825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/116039407274295825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/office-space.html' title='office space'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-115994929034843011</id><published>2006-10-04T10:58:00.000+03:00</published><updated>2006-10-09T11:49:58.313+03:00</updated><title type='text'>geri sayım</title><content type='html'>erkek egemen ülkenin erkek egemen (yani düşünce olarak, sayı olarak değil) bi şirketinden ne kadar havalı olursa olsun ne bekliyordum? bebeğimi de ihmal etmeden sadece daha az bir vakit ayırarak da çalışılabileceğini falan ummuştum. oysa cevap "ne gerek var? çocuk büyür bi şekilde" oldu. açıkçası reddedilmeyi bekliyordum da daha sofistike bi cevap bekliyordum. hani o bizim işe alım günlerinde falan bahsetmeyi pek sevdiğimiz "flexible", "work life balance gözeten" şirketimize n'oldu? üst düzey yönetimde kadın anlayışı eksikliği bu kim ne derse desin. yani ingilizce konuşmakla (daha doğrusu artık türkçe konuşamamakla) ingiliz olunmuyor ağalar, anlayış meselesi.&lt;br /&gt;hüzünlü bir geri sayım başladı benim için. haftaya pazartesi iş başı. 7 aydır en fazla 2-3 saat ayrıldığım oğlumdan sabah ayrılıp onu ancak akşam karanlık çöktükten sonra görebileceğimi düşündükçe içim buruluyor. akşamları kucağımda uyuturken uykuya dalıverdiği o büyülü anda kokusunu içime çekip gözyaşlarımı da tutmuyorum bir süredir, görmüyor nasılsa. işte benim yerim burası diyor yüzü, annemin yanı...&lt;br /&gt;hiç özlemedim çalışmayı, evet ne var bunda. budalası değilim o hırsın, ikiyüzlülüklerin, tahammül sınırlarında gezinen günlerin. hep aynı saçmalıkların konuşulduğu öğle yemeklerinin, bir dirhem bile ilerlemeyen anlayışların. hayretle karşılanıyor eminim iş arkadaşlarım tarafından bu tavrım, bir deneyin demek istiyorum onlara, bir deneyin bakalım bu hırsı hayatın odağından çıkarmayı, ne kadar güzelleşiveriyor dünya birden. bizim şirkette bu kadar uzun bir izin kullanan tarihte ilk kadın benim herhalde, buna rağmen doyamadım oğluma. epeyce birikmiş yıllık iznim vardı, hamileyim diye kıramadılar herhalde beni. pek çok kadın evde yorulduğu ve sıkıldığı için işi özleyerek dönüyor bizde. üstelik kimse de benim gibi kendi başına bakmıyor çocuğuna.&lt;br /&gt;kendi başına bakmak... aslında hedeflediğim 3-4 ay bu şekilde götürüp sonrasında bir yardımcı bulmaktı. bulduk da. ancak çeşitli talihsiz olaylar sonucu kısa bir süre içinde bakıcısız kaldık. biz de idare ettik bunca zaman, en sonunda geçen hafta yeni birini bulduk. bakıcı bulmak konusu apayrı bir trajikomik olaylar silsilesi, bi gün enerjim yeterse yazarım. oğluma kendim bakarken hayatımda hiçbir dönem fiziksel ve ruhsal olarak bu kadar yorulmamıştım. ama yine de hala başka bir kadının bütün gün oğlumla oynayıp vakit geçirmesindense kendim bakarım. ev işleri için biri olsa fena olmaz tabii, yalan söylemeyeyim.&lt;br /&gt;gelecek hafta ikimiz için de çok zor geçeceğe benziyor. süt sağabilecek miyim (tabii ki ofiste bunun için düşünülmüş bi ortam yok), uyuyacak mı ben olmadan, huysuzlanacak mı, onu bırakıp gittim mi zannedecek, akşam geldiğimde artık çok yorulmuş olacak, uzayıp gidiyor endişelerimin listesi. ben de gittiği iş seyahatlerinden fantastik oyuncaklar taşıyınca çocuğuyla "kaliteli zaman" geçirdiğini sanan o beyaz yakalı kadınlardan mı olacağım? kabus gibi.&lt;br /&gt;kim bilir kaç milyon kadın geçmiştir buralardan. ilk benim mi başıma geliyor yani. herşeyi bir felakete dönüştürmekte de üstüme yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-115994929034843011?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/115994929034843011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=115994929034843011' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115994929034843011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115994929034843011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/10/geri-saym.html' title='geri sayım'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-115961470487879934</id><published>2006-09-30T14:03:00.000+03:00</published><updated>2006-09-30T14:40:15.743+03:00</updated><title type='text'>münasebetsiz</title><content type='html'>şişli'deki ekolojik ürün pazarındayız. amanın kırmızı biberler, tam bugday makarnası falan diye gözüm dönmüşken birden bi gürültü koptu. 5. sınıf bi hoparlörden bangır bangır "sevvvgilii şişlililleeeerrr! sayın başşkanımızzzz mıstafaaaa sarıgüüüül, hede hödö yapmıştır, pazarımıza gelmiştiiiir! aman da ne kutlu bi gündür bugüün!" gibi bi kıyamet koptu. geçen haftaki gitar çalan sarışın-bohem-rastalı-gavur ablanın türkçe, ingilizce, bilmemnece, kocanın iddia ettiğine göre biri de kürtçe olan tıngır mıngır şarkılarından sonra bu hafta da şööle güzel bi mim gösterisi falan beklentisi içindeydim, ne de olsa organik pazar boru değil, ama heyhat. değerli büyüğümüz yanında bir lacili amcalar (MIB) ordusu ve epeyce basın mensubuyla tam da domates almayı planladığım tezgahın önünü tıkadı. üstelik minnak oğlum böyle anlamsız gürültüleri sevmediğini de belli etti. beni şaşırtan halkın sayın başkanla kaynaşma arzusuydu "ay sayın başkanım ben size mail atmıştım da ondan sonra ben sizi çok aradım da ulaşamadım da" karar veremedim saflıktan mı (iyi niyetten ölücem) başka bi saik mi bu insanlardaki başşkanına illa ki bi kendini gösterme isteği. ben olsam şöyle derdim kendisine hani içimden önlenemez bi kendisiyle sohbet etme isteği yükselseydi : "sayın başşkanım, şişli ilçesinde yapılan her nevi inşaatın sorumlusundan en bi yüksek rütbeli çalışanlarınız tarafından dilenci gibi alenen uluorta "para ver bana para para para, daha da ver bu yetmez yine ver" şeklinde rüşvet istenmektedir, hiç kulağınıza geldi mi acabağ?".&lt;br /&gt;haa bu arada telefonu ettim ama ulaşamadım görüşeceğim kişiye. bana müstehak. çek iki gün daha karın ağrısı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-115961470487879934?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/115961470487879934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=115961470487879934' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115961470487879934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115961470487879934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/09/mnasebetsiz.html' title='münasebetsiz'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-115951887216767612</id><published>2006-09-29T11:15:00.000+03:00</published><updated>2006-10-02T11:44:59.666+03:00</updated><title type='text'>napıcam ben ya!</title><content type='html'>Kariyer mi çocuk mu? Bu sorunun cevabı tabii ki kariyerden de çocuktan de anladığınıza göre değişir. Benim her ikisine de yüklediğim anlamlara ve kafamda oluşturduğum modele göre olmaz kardeşim. İkisi biraradaysa birinden biri olmaz. Ben tabii biraz rahatsız bi kişiliğim. Son 4-5 aydır bitmek bilmeyen vıdı vıdı vıdı off nassı olcak öyle mi olacak böyle mi olacak, şu olmasın bu olmasın, böyle de olmasın, hayatım çok zor hezeyanlarımdan melek kocamı resmen bunalttım (hadi abartmayalım meleğimsi diyelim). İlk başlarda koşulsuz gaz veriyodu, tamam istifa et arkandayım diye. Sonra baktı olmuyo, işle beraber de yürütebilirsin dünyada ilk çalışan kadın sen misin bi şekilde hallederiz merak etme demeye başladı. Ama hehe rahatsız kişiliği bu da tatmin etmedi, olaylar gelişti, bu sefer naparsan yap kararı ben vermiycem sen vericeksin demeye başladı ki o noktada anladım: benim bir karar vermem gerekiyordu! Meleğimsi bunu benim için yapmayacaktı. Hatta o kadar kararlıydı ki bu hususta artık fikrini bile söylememeyi tercih ediyordu. E ben de naaptım, aklımca bi karar verdim, ki benim kararlarım öyle vermekle verilmez, daima ertesi gün dönülür, buna rağmen, gittim işyerimle konuştum. Bütün cesaretimi topladım dedim ki: ben artık hayatıma yeni bi yön vermek istiyorum, çocuğuma vakit ayırmak istiyorum, geberene kadar çalışmak istemiyorum ama bi miktar çalışmak istiyorum, o yüzden bir süre haftada üç gün gelsem ben? Sonra da artık daha hafif bi iş alsam? dedim.&lt;br /&gt;El cevap: önce sessizlik, sonra emin misin (işimi zorlaştırmayın), bi bakalım bişeyler ayarlayabilecek miyiz gibi bi süre kazanma taktiği... Ama artık yumurta kapıda beni bekliyo, bugün onları aramam lazım. Ve fakat korkudan ölüyorum. Ariyim ama di mi, korkunun ecele faydası yok. Bugün ariyim di mi, nolur biri bişi söylesin, şunu yap desin yapıcam (ki yalan, meleğimsi üç gündür ara diyor mesela, neyi bekliyorsam).&lt;br /&gt;Bi telefon ediyim gelicem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-115951887216767612?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/115951887216767612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=115951887216767612' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115951887216767612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115951887216767612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/09/napcam-ben-ya.html' title='napıcam ben ya!'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-115951644819296439</id><published>2006-09-29T10:36:00.000+03:00</published><updated>2006-09-29T10:57:26.050+03:00</updated><title type='text'>izah ediyim</title><content type='html'>Okuyacak kimse olmasa da sürekli birşeyler yazma alışkanlığım 9 sene önce sona ermişti, öyle bıçakla kesilmiş gibi. Pek çok nedeni vardı tabii bu yazmama tercihinin, çok gerilerde kaldı şimdi onlar, lakin bu bağımlılığımın bitmesi bende başka arazlara yol açtı. Kendini bilmez oldum mesela, ki büyük bir laf farkındayım, sonra dünyayla ve insanlarla başetme yeteneğimde önemli bir gerileme yaşadım, bu da büyük laf evet, en önemlisi de iyi konuşabilir, iyi yazabilir ve iyi okurdum, bu özelliklerim köreldi. Kelimeler nankör gibi bir klişenin arkasına sığınayım hadi, her birini ayrı sevdiğim ama artık kullanmadığım nadide kelimelerim beni bırakıp bırakıp gittiler. Geriye kaldı gündelikler, basmakalıplar, içeriksizler. Eskiden bazen sırf içinde geçen bir sözcük için bir yazarın cümlesini ya da bir şiiri yazıp çalışma masamın karşısına raptiyeler, günler günler boyu kafamı kaldırır onu okur ve sarhoş olurdum. Özlüyorum şöyle tadına vararak iyi bir şiir okumayı, güzel bir cümleyi gün boyunca yanımda gezdirip ağzımın içinde yavaş yavaş eriterek yediğim çikolata gibi azar azar hazmetmeyi.&lt;br /&gt;Her neyse işte temel olarak bu yüzden yeniden niyet ettim karalamalar yapmaya, paylaşma derdim pek yok, sadece yazarak anlatabilmeyi ve derinlere inmeyi özledim. Buradan accayip deriiin bi insan olduğum sonucu ortaya çıkmasın tabii, kendimi yazarak daha iyi anlayabiliyorum sadece, başkalarının muhakkak anlamasına ve tanımasına değer biri olduğumu da düşündüğümden değil. "İnsan neden blog yazar?" üzerine "insan neden günlük yazar?"dan daha farklı bir tartışma çıkar, ikisi aynı şey değil şüphesiz. Blog "birileri yazdıklarımı görsün ama tanımadığım birileri olsun bunlar" özünde ama günlük, "belki bir gün sadece bir kişiye veririm bunları, ondan da emin değilim" bana göre.&lt;br /&gt;Aslında bu kadar sıkıcı biri değilim. Yalnız uzatabiliyorum bazen, evet evet, babamda da var bu huy, kalıtsal.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-115951644819296439?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/115951644819296439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=115951644819296439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115951644819296439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115951644819296439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/09/izah-ediyim.html' title='izah ediyim'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-115944679142555259</id><published>2006-09-28T15:32:00.000+03:00</published><updated>2006-09-28T15:33:11.430+03:00</updated><title type='text'>bi de başarsaydım</title><content type='html'>az kaldı oldu olacak..ha gayret!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-115944679142555259?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/115944679142555259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=115944679142555259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115944679142555259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115944679142555259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/09/bi-de-baarsaydm.html' title='bi de başarsaydım'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35177112.post-115944415252433642</id><published>2006-09-28T14:34:00.000+03:00</published><updated>2006-09-28T14:57:10.436+03:00</updated><title type='text'>başladık da niye...</title><content type='html'>geç kalınmış bir başlangıç. amaan neyse gittiği yere kadar (motivasyon paçalarımdan akıyor her zamanki gibi).&lt;br /&gt;biraz karıştırayım da ne nasılmış, uzun uzun yazarım yine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35177112-115944415252433642?l=greenteawithjasmine.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/feeds/115944415252433642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35177112&amp;postID=115944415252433642' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115944415252433642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35177112/posts/default/115944415252433642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://greenteawithjasmine.blogspot.com/2006/09/baladk-da-niye.html' title='başladık da niye...'/><author><name>jasmingreentea</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14736542349772940381</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
